Yalan tanıklık suçu açısından, bir kişinin şüpheli veya sanık sıfatıyla verdiği ifade ile tanık sıfatıyla verdiği ifade arasında neden hukuki bir ayrım yapılmaktadır? Bu ayrımın temelindeki ilke nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #39647

Bu ayrımın temelindeki ilke, ceza muhakemesinin en temel prensiplerinden olan 'nemo tenetur seipsum accusare' yani 'kimsenin kendini suçlamaya zorlanamaması' ve bununla bağlantılı 'susma hakkı'dır. Şüpheli veya sanık, bir suç isnadıyla karşı karşıyadır ve savunma hakkı en geniş şekilde korunur. Bu hak kapsamında, kendisini suçlayacak beyanlarda bulunmama, hatta gerçeği söylememe hakkına sahiptir (iftira suçu hariç). Yalan söylemesi, savunma hakkının bir parçası olarak görülür ve ayrı bir suç teşkil etmez. Tanık ise, davanın tarafı değil, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardımcı olan bir 'delil kaynağı'dır. Bu nedenle tanık, yemin altında veya yeminsiz olarak, doğruyu söyleme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğün ihlali, yani yalan söylemesi, adaleti yanılttığı için yalan tanıklık suçunu oluşturur. Temel fark, kişinin muhakemedeki konumu ve buna bağlı olarak sahip olduğu hak ve yükümlülüklerdir.