Yalan tanıklık suçu ile meşru müdafaa arasında bir ilişki kurulabilir mi? Örneğin, kendisine yönelmiş haksız bir saldırıyı defetmek amacıyla yalan söyleyen bir tanık, meşru müdafaa hükümlerinden yararlanabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #39523

Teorik olarak tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay uygulamasında bu pek mümkün görülmemektedir. Meşru müdafaa (TCK m. 25), kendisine veya başkasına yönelmiş 'haksız bir saldırıya' karşı, saldırıyla orantılı bir 'savunma' fiilini hukuka uygun hale getirir. Yalan tanıklık, genellikle bir 'savunma' fiili olarak değil, adalete karşı işlenen bir suç olarak nitelendirilir. Tanığın, kendisini veya bir başkasını (örneğin sanığı) haksız bir mahkumiyetten korumak amacıyla yalan söylediği durumlarda, bu durumun TCK m. 25 kapsamında bir 'saldırıyı defetme' olarak kabul edilmesi zordur. Ancak, tanığın gerçeği söylemesi halinde kendisinin veya bir yakınının hayatına veya vücut bütünlüğüne yönelik 'muhakkak ve ağır bir tehlike' altında olması durumunda, eylemi meşru müdafaadan ziyade 'zorunluluk hali' (TCK m. 25/2) veya TCK m. 28'deki 'tehdit altında suç işleme' kapsamında değerlendirilebilir ve bu durumlarda kusurluluğu ortadan kalktığı için ceza verilmeyebilir.