İdarenin sorumluluğunu doğuran 'hizmet kusuru' ile kamu görevlisinin 'kişisel kusuru' arasındaki ayrım, zarara uğrayan kişinin dava açacağı yargı kolunu nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #38934

Hizmet kusuru ile kişisel kusur arasındaki ayrım, davanın hangi yargı kolunda (idari yargı mı, adli yargı mı) ve kime karşı (idareye mi, kamu görevlisine mi) açılacağını belirlemesi açısından kritik öneme sahiptir. 1) Hizmet Kusuru: Eğer zarar, kamu hizmetinin kötü, geç veya hiç işlememesi gibi idarenin kendisine atfedilebilen, anonim ve nesnel bir kusurdan kaynaklanıyorsa, ortada 'hizmet kusuru' vardır. Bu durumda, Anayasa'nın 129/5. maddesi gereğince dava, 'ancak idare aleyhine' ve 'idari yargıda' (tam yargı davası olarak) açılabilir. Zarara uğrayan kişi, doğrudan kamu görevlisine karşı adli yargıda dava açamaz. İdare, tazminatı ödedikten sonra, kusurlu memura rücu edebilir. 2) Kişisel Kusur: Eğer zarar, kamu görevlisinin hizmetten tamamen ayrılabilen, kişisel kin, garez, husumet gibi kötü niyetli veya görevin sınırlarını bariz bir şekilde aşan eylemlerinden kaynaklanıyorsa, ortada 'kişisel kusur' vardır. Bu durumda, eylem idareye atfedilemeyeceği için, zarar gören kişi, kamu görevlisine karşı 'adli yargıda' (haksız fiil hükümlerine göre) tazminat davası açar. Danıştay içtihatları, bazen her iki kusurun birleştiği (hizmetle bağlantılı kişisel kusur) durumlarda, davacının seçimlik hakka sahip olduğunu, ister idareye karşı idari yargıda, isterse memura karşı adli yargıda dava açabileceğini kabul etmektedir.