Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2012/110 K. sayılı kararında, sanığın kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmemesi durumunda, bu müdafie yapılan tefhimin hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı nasıl karara bağlanmıştır? Bu kararın temelinde hangi anayasal hak yatmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #38932

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ilgili kararında, sanığın kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmediği durumlarda, bu müdafie yapılan tefhimin (hükmün yüzüne okunması) veya tebliğin, sanık açısından hukuki sonuç doğurmayacağı net bir şekilde karara bağlanmıştır. Yani, bu tefhim veya tebliğ ile kanun yolu süreleri (temyiz, istinaf vb.) sanık için işlemeye başlamaz. Bu durumda, hükmün ayrıca sanığın kendisine de tebliğ edilmesi ve kanun yolu sürelerinin bu tebliğden itibaren başlatılması gerekir. Kararın temelinde, Anayasa'nın 36. maddesinde ve AİHS'nin 6. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı' ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan 'savunma hakkı' yatmaktadır. Ceza Genel Kurulu'na göre, kendisine bir müdafi atandığını bilmeyen veya bu atamaya itiraz etme ya da kendi avukatını seçme imkanı bulamayan bir sanığın, bu müdafiin tüm tasarruflarından sorumlu tutulması savunma hakkının tam anlamıyla kullanılmasını engeller. Bu nedenle, atamadan haberdar olmayan sanık için, müdafie yapılan tebligat geçerli sayılmaz ve sanığın hak arama hürriyeti korunur.