Dava zamanaşımının 'kesilmesi' durumunda, zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlayacağını düzenleyen TCK m. 67/3 hükmü ile bu sürenin uzamasına bir sınır getiren TCK m. 67/4 hükmü birlikte nasıl yorumlanmalıdır?
Bu iki fıkra, zamanaşımının kesilmesinin sonuçlarını bütüncül olarak düzenler ve birlikte yorumlanmalıdır. TCK m. 67/3, 'Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar.' diyerek kesilmenin temel etkisini, yani sürenin sıfırlanıp baştan başlamasını ifade eder. Eğer sadece bu fıkra olsaydı, her kesilme nedeninde (örneğin, her yeni usuli işlemde) süre yeniden başlayacağı için zamanaşımı süresi sonsuza kadar uzayabilirdi. İşte TCK m. 67/4, bu sonsuz uzamayı engellemek için bir 'üst sınır' veya 'tavan' getirmektedir. Bu fıkraya göre, 'Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.' Bu iki hüküm birlikte okunduğunda anlam şudur: Zamanaşımını kesen bir neden gerçekleştiğinde, olağan zamanaşımı süresi yeniden başlar; ancak bu yeniden başlayan süreler de dahil olmak üzere, suçun işlendiği tarihten itibaren geçecek toplam süre, o suçun olağan zamanaşımı süresinin bir buçuk katını (olağan süre + yarısı) geçemez. Bu bir buçuk katlık süreye 'uzamış' veya 'kesintili' zamanaşımı süresi denir ve bu süre dolduğunda, artık yeni bir kesilme nedeni olsa bile dava zamanaşımına uğramış olur.