Bir tam yargı davasında, mahkemenin hükmedeceği manevi tazminat miktarını belirlerken göz önünde bulundurması gereken kriterler nelerdir? Danıştay'ın bu konudaki yaklaşımı nasıldır?
Manevi tazminat, kişinin idari eylem veya işlem nedeniyle uğradığı elem, keder, üzüntü gibi manevi zararların telafisi amacıyla hükmedilen bir tazminat türüdür. Miktarının belirlenmesi, maddi tazminat gibi somut hesaplamalara dayanmaz ve hakimin takdirindedir. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir. Danıştay içtihatlarına göre (örneğin, makalede alıntılanan 10. Daire'nin 2021/2303 K. sayılı kararı), mahkemenin manevi tazminat miktarını belirlerken şu kriterleri göz önünde bulundurması gerekir: 1) Olayın Niteliği ve Ağırlığı: Zarara yol açan eylemin vahameti, ihlal edilen hakkın önemi (örneğin, ölüm, ağır yaralanma). 2) Tarafların Sosyal ve Ekonomik Durumu: Tazminatın taraflar üzerindeki etkisinin dengelenmesi. 3) Duyulan Elem ve Izdırabın Derecesi: Mağdurun ve yakınlarının yaşadığı acının yoğunluğu. 4) Hakkaniyet ve Ölçülülük İlkesi: Belirlenecek miktarın makul ve orantılı olması. En önemli ilke ise, manevi tazminatın bir 'zenginleşme aracı' olmamasıdır. Amaç, manevi tatmini sağlamaktır. Bu nedenle, miktar çok düşük olup teselli edici niteliğini kaybetmemeli, çok yüksek olup bir servet transferine de dönüşmemelidir.