Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılıp kullanılamayacağı konusunda Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2013/17549 K. sayılı kararında ortaya çıkan çoğunluk ve azınlık görüşlerini karşılaştırınız.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında bu konuda ciddi bir görüş ayrılığı yaşanmıştır. Karşı oy yazılarından anlaşıldığı üzere: Çoğunluk Görüşü: Bu görüş 'ölçülülük' veya 'oranlılık' ilkesini benimsemektedir. Buna göre, arama hukuka aykırı olsa bile, suçun topluma verdiği zarar ile devlet görevlilerinin sanığın hakkını ihlal etmesinden doğan zarar karşılaştırılmalıdır. Eğer sanığın topluma verdiği zarar daha büyükse (örneğin, ele geçen kaçak parfümlerin insan sağlığına zararlı olması gibi), hukuka aykırı elde edilen delil yargılamada kullanılabilir. Çoğunluk, AİHM kararlarına ve Anayasa m. 90'a atıf yaparak bu görüşü desteklemiştir. Ayrıca olayda sanığın rızasıyla bagajı açtığını, bu nedenle bir hak ihlali olmadığını da ileri sürmüştür. Azınlık (Karşı Oy) Görüşü: Bu görüş, 'mutlak delil yasağı' ilkesini savunmaktadır. Anayasa'nın 38/6. maddesi ('Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.') ve CMK'nın 206/2-a ile 217/2. maddelerinin yoruma yer bırakmayacak kadar açık olduğunu belirtir. Bu hükümler uyarınca, bir delil hukuka aykırı olarak elde edilmişse, aykırılığın önemi, niteliği veya sonuçları ne olursa olsun, hiçbir şekilde hükme esas alınamaz. 'Ölçülülük' ilkesinin Türk hukukunda yeri olmadığını, rızanın hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacağını (Danıştay ve CGK kararlarına atıfla), aksi bir kabulün Anayasa'nın 20. maddesini işlevsiz kılacağını savunur. AİHM'nin bu konuyu ulusal mahkemelerin takdirine bıraktığını, Türk hukukunun ise mutlak yasağı benimsediğini vurgular. Sonuç olarak, hukuka aykırı arama delilinin kesinlikle kullanılamayacağını belirtir.