İdarenin 'kusursuz sorumluluğu' hangi ilkelere dayanır ve bu sorumluluk türünün kusur sorumluluğundan temel farkı nedir? Makalede verilen örneklerle açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #38822

İdarenin kusursuz sorumluluğu, idarenin yürüttüğü faaliyette hiçbir hizmet kusuru (kötü, geç veya hiç işleme) olmamasına rağmen, meydana gelen zarardan sorumlu tutulmasıdır. Bu sorumluluk türünün temel farkı, davacının idarenin kusurlu olduğunu ispatlamak zorunda olmamasıdır; zararın, idarenin riskli bir faaliyeti veya kamu külfetleri karşısında eşitliği bozan bir işlemi sonucu ortaya çıktığını ve arada nedensellik bağı olduğunu kanıtlaması yeterlidir. Kusursuz sorumluluk, Danıştay içtihatlarıyla geliştirilmiş iki temel ilkeye dayanır: 1) Sosyal Risk (Tehlike) İlkesi: İdarenin yürüttüğü bazı faaliyetlerin, doğası gereği tehlikeli ve riskli olması durumunda, bu riskin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan zararın, kusur aranmaksızın toplum adına idare tarafından karşılanmasıdır. Makalede verilen örnekler arasında, güvenlik operasyonları sırasında bir erin ölümü veya terör olayları sonucu sivillerin zarar görmesi yer alır. Danıştay, terör olaylarından doğan zararların sosyal risk ilkesi gereği idarece tazmin edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Danıştay 10. D. E.1995/566). 2) Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi: Toplumun tamamının yararına yürütülen bir kamu hizmetinin, belirli bir kişi veya gruba özel ve olağandışı bir yük (külfet) getirmesi durumunda, bu fedakarlığın kamu tarafından dengelenmesi ve zararın tazmin edilmesidir. Örneğin, bir yol yapım çalışması nedeniyle bir dükkanın uzun süre müşteri kaybına uğraması bu kapsamda değerlendirilebilir.