Kovuşturma evresine geçildikten sonra, davanın seri muhakeme usulü kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, makalenin yazarı tarafından Adalet Bakanlığı'nın görüşüne karşı olarak önerilen çözüm yolu nedir? Bu çözüm yolunun 'evrelerden geri dönülmezlik' ilkesiyle ilişkisini açıklayınız.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, bu durumda mahkemenin durma kararı vererek dosyayı seri muhakeme işlemlerinin yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesini önermiştir. Makalenin yazarı bu görüşü hatalı bulmakta ve ceza muhakemesi sistemine aykırı olduğunu savunmaktadır. Yazarın önerdiği çözüm yolu şudur: Dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmesi yerine, kovuşturmayı yürüten esas mahkemesinin bu usulü kıyasen kendisinin uygulamasıdır. Yani, mahkeme sanığı seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirmeli, müdafii huzurunda bu usulün uygulanmasını teklif etmeli ve sanığın kabul etmesi halinde, CMK m. 250'nin ilgili fıkralarını (4 ila 7) uygulayarak hükmü bizzat kendisi kurmalıdır. Bu çözümün 'evrelerden geri dönülmezlik' ilkesiyle doğrudan bir ilişkisi vardır. Ceza muhakemesinde, soruşturma evresi tamamlanıp iddianamenin kabulüyle kovuşturma evresine geçildikten sonra, kural olarak tekrar soruşturma evresine dönülemez. Bakanlığın önerisi, dosyayı yeniden savcılığa göndererek fiilen bu ilkeyi ihlal etmekte ve kovuşturma aşamasındaki bir 'sanığı' tekrar 'şüpheli' statüsüne sokmaktadır. Yazarın önerisi ise bu ilkeye uygun olarak, sorunu kovuşturma evresi içinde ve görevli mahkeme tarafından çözmeyi amaçlamaktadır. Yazar, bu duruma Yargıtay'ın 'izin' gibi kovuşturma şartlarının eksikliğinde dosyayı savcılığa iade etmek yerine mahkemenin kendisinin gidermesi yönündeki içtihadını da emsal göstermektedir.