Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin 'zaman bakımından yetki' kuralını açıklayınız. 23.09.2012'den önce gerçekleşmiş ancak etkileri devam eden 'zorla kaybedilme' gibi bir hak ihlali iddiası, bu yetki kuralı karşısında nasıl değerlendirilmelidir?
Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurularda zaman bakımından yetkisi, 6216 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinin 8. fıkrası ile belirlenmiştir. Buna göre Mahkeme, '23.09.2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler'. Bu kural gereği, bir hak ihlaline neden olduğu iddia edilen kamu gücü tasarrufu veya yargı kararı bu tarihten önce kesinleşmişse, Anayasa Mahkemesi başvuruyu 'zaman bakımından yetkisizlik' nedeniyle kabul edilemez bulur (Örn. AYM, 2012/51 başvuru). Ancak 'zorla kaybedilme' gibi devam eden (temadi eden) nitelikteki hak ihlalleri bu kuralın istisnasını oluşturur. Zorla kaybedilme, kişinin akıbeti devlet tarafından etkin bir şekilde soruşturulup açıklığa kavuşturulmadığı sürece sona ermeyen, devam eden bir ihlaldir. Bu durumda ihlal, 23.09.2012 tarihinden sonra da devam ettiği için Anayasa Mahkemesi'nin zaman bakımından yetkisi içine girer. Hak ihlali, olayın başlangıç tarihiyle değil, devam ettiği her an güncelliğini koruduğu için 'hukuk güvenliği' veya 'kanunların geriye yürümezliği' ilkeleri, devam eden ihlallerde bireyin aleyhine yorumlanamaz. Bu nedenle, zorla kaybedilme iddiası içeren bir başvurunun, olayın başlangıcı 23.09.2012'den önce olsa bile, devletin etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ihlalin devam ettiği gerekçesiyle zaman bakımından kabul edilebilir bulunması gerekir. Bu durum, yaşam hakkı gibi temel bir hakkın korunması zorunluluğundan kaynaklanır.