5237 sayılı TCK m. 66/3 uyarınca dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin esas alınması ilkesi, yargılama sırasında suç vasfının sanık lehine değişmesi durumunda nasıl bir sonuç doğurur? Makalede verilen örnek üzerinden açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #38798

TCK m. 66/3, zamanaşımı süresinin belirlenmesinde, dosyadaki delillere göre suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin göz önünde bulundurulmasını emreder. Bu ilke uyarınca, soruşturma ve kovuşturma, iddianamede belirtilen nitelikli hale ilişkin daha uzun olan zamanaşımı süresine göre yürütülür. Ancak, yargılama sonucunda fiilin aslında nitelikli hal kapsamında olmadığı ve daha az cezayı gerektiren temel suç tipini oluşturduğu anlaşılırsa, zamanaşımı süresi bu yeni ve lehe olan suç vasfına göre yeniden hesaplanır. Makalede verilen örnekte, 2010 yılında işlenen bir öldürme fiili için 2036'da 'tasarlayarak öldürme' (TCK m. 82/1-a) suçundan dava açılmıştır. Bu suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis olduğundan zamanaşımı süresi 30 yıldır (TCK m. 66/1-a) ve dava süresinde açılmıştır. Ancak yargılama sonunda fiilin 'kasten öldürme' (TCK m. 81) olduğu anlaşılmıştır. Bu suçun cezası müebbet hapis olduğundan zamanaşımı süresi 25 yıldır (TCK m. 66/1-b). Fiil 2010'da işlendiği için 25 yıllık zamanaşımı süresi 2035'te dolmuştur. Dava 2036'da açıldığından, yeni vasıflandırmaya göre zamanaşımı süresi dolmuştur. Bu durumda mahkeme, sanık hakkında mahkumiyet kararı veremez; CMK m. 223/8 uyarınca davanın düşmesine karar vermelidir.