Bir ceza davasında, sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının usulsüz tebliğ ile kesinleştirilmesi ve bu karara dayalı olarak infaz yapılması, HMK m. 46 kapsamında hakimin hukuki sorumluluğunu doğurur mu? Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2014/606 sayılı kararı ile Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/4-371 sayılı kararındaki farklı yaklaşımları analiz ediniz.
Bu konuda Yargıtay daireleri arasında farklı yaklaşımlar olmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 2012/58 E. sayılı kararda), vekil ile temsil edilen sanığa karar tebliğinin vekil yerine asile yapılmasının ve bu usulsüz tebligata dayalı kesinleştirmenin, vekaletnamenin gözden kaçırılması gibi 'insani bir hata' olduğunu, bunun 'farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin kanun hükmüne aykırılık' (HMK m. 46/c) olarak nitelendirilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar vermiştir. Ancak bu karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından (2014/4-371 E. sayılı kararla) bozulmuştur. YHGK, sanık müdafiinin durumu dilekçeyle bildirmesine rağmen mahkemenin hatasında ısrar etmesini ve Tebligat Kanunu m.11'in açık hükmünü göz ardı etmesini, HMK m.46/c kapsamında hakimin sorumluluğunu gerektiren bir durum olarak değerlendirmiş ve tazminata hükmedilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir. Bu durum, 'açık kanun hükmüne aykırılık' kavramının yorumunda Yargıtay daireleri ile Genel Kurul arasında farklılık olabildiğini göstermektedir.