Bir davada, davalı vekili cevap dilekçesini yasal süresi içinde vermiş ancak zamanaşımı def'inde bulunmamıştır. Tahkikat aşamasında, zamanaşımı def'inde bulunmak istediğini beyan etmiştir. Davacı taraf, bu talebe sessiz kalmıştır. 6100 sayılı HMK döneminde, davacının 'suskun kalması', zamanaşımı def'inin ileri sürülmesine zımnen muvafakat ettiği anlamına gelir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #37095

Hayır, gelmez. Metindeki Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2014/8877 E. sayılı kararında bu konuda eski ve yeni kanun arasındaki farka dikkat çekilmiştir. Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde, davacının süresinden sonra yapılan zamanaşımı def'ine hemen ve açıkça karşı çıkmaması (suskun kalması), zımni bir muvafakat olarak kabul ediliyordu. Ancak, 01.10.2011'de yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK, bu konuda daha katı bir kural getirmiştir. HMK m.141/son, savunmanın genişletilmesinin ancak karşı tarafın 'açık muvafakati' ile mümkün olabileceğini düzenler. 'Açık muvafakat', şüpheye yer vermeyecek şekilde, sözlü veya yazılı olarak 'kabul ediyorum, muvafakat ediyorum' denilmesini gerektirir. Davacının sessiz kalması, bu anlamda bir açık muvafakat değildir. Dolayısıyla, HMK döneminde, davacı açıkça muvafakat etmediği sürece, süresinden sonra ileri sürülen zamanaşımı def'i mahkemece dikkate alınamaz.