CMK m.119/4'te yer alan hazırun bulundurma kuralı ile ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007 tarihli eski içtihadı ile Anayasa Mahkemesi kararı sonrası oluşan yeni içtihadı arasındaki temel felsefi fark nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #36703

İki içtihat arasındaki temel felsefi fark, 'hukuka aykırılığın' niteliğine ve 'delil yasaklarının' kapsamına bakış açısıdır. 1) Eski İçtihat (2007): Bu görüş, 'maddi gerçeğe ulaşma' amacını ön planda tutan bir yaklaşıma sahiptir. Hazırun bulundurulmamasını, delilin özünü ve güvenilirliğini etkilemeyen, 'nispi' veya 'şekli' bir hukuka aykırılık olarak görmekteydi. 'Bu hata olmasaydı da aynı delil elde edilecekti' mantığıyla, delilin kullanılmasını meşru kabul ediyordu. Bu, 'mutlak aykırılık - nispi aykırılık' ayrımına dayanan bir felsefeyi yansıtır. 2) Yeni İçtihat (AYM kararı sonrası): Bu görüş ise, 'hukuk devleti' ve 'adil yargılanma hakkı' ilkelerini ön planda tutar. Hazırun bulundurma kuralını, sadece bir şekil kuralı olarak değil, temel hak ve özgürlükleri koruyan, arama işleminin meşruiyetini sağlayan bir 'güvence' olarak görmektedir. Bu güvencenin ihlalini, delilin elde ediliş yöntemini zehirleyen 'mutlak' bir hukuka aykırılık olarak kabul eder. 'Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' ilkesini benimser ve delilin içeriğine veya güvenilirliğine bakmaksızın, elde ediliş yöntemindeki bu temel aykırılık nedeniyle delilin kullanılmasını yasaklar. Felsefi olarak, amaca ulaşmak için her yolun mübah olmadığı, sürecin adil ve hukuka uygun olmasının maddi gerçeğe ulaşmaktan daha üstün bir değer olduğu kabul edilmektedir.