TCK m. 216/1 (tahrik) ve m. 216/3 (dini değerleri aşağılama) suçları somut tehlike suçu iken, m. 216/2 (halkın bir kesimini aşağılama) suçunun soyut tehlike suçu olarak düzenlenmesinin ardındaki kanun koyucunun amacı ne olabilir? Bu ayrımın pratik sonuçları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #35039

Kanun koyucunun bu ayrımı yapmasının ardındaki amaç, korunan değerlerin niteliği ve eylemin potansiyel etkisiyle ilgilidir. TCK m. 216/1'deki 'kin ve düşmanlığa tahrik' ve m. 216/3'teki 'dini değerleri aşağılama' eylemlerinin, doğrudan toplumsal çatışma, şiddet ve kamu düzeninin fiilen bozulması gibi daha ağır sonuçlara yol açma potansiyeli taşıdığı düşünülmüştür. Bu nedenle kanun koyucu, bu suçlarda cezalandırma için eylemin bu ağır sonuçları doğurmaya 'elverişli' veya 'yakın' bir tehlike yaratması gerektiğini (somut tehlike) aramıştır. TCK m. 216/2'deki 'aşağılama' fiili ise, doğrudan bir şiddet çağrısı içermese de, toplumun belirli kesimlerinin onurunu ve saygınlığını hedef alarak toplumsal barışın temelini zedeleyen, ayrımcılığı ve nefreti körükleyen bir eylem olarak kabul edilmiştir. Kanun koyucu, bu tür aşağılayıcı ifadelerin kendisinin bizatihi kamu barışı için bir tehlike oluşturduğunu varsayarak (soyut tehlike), fiilin işlenmesini cezalandırma için yeterli görmüştür. Pratik sonucu şudur: m. 216/1 ve m. 216/3'ten ceza verilebilmesi için savcılığın ve mahkemenin 'açık ve yakın tehlike' veya 'kamu barışını bozmaya elverişlilik' durumunu somut delillerle ispatlaması gerekirken, m. 216/2'de sadece aşağılama fiilinin alenen işlendiğinin ispatı yeterlidir.