TCK m. 271'deki suç uydurma eylemi bir 'soyut tehlike suçu' olarak kabul edilirse (Yargıtay 4. CD kararı), TCK m. 216/1'deki 'somut tehlike' şartıyla karşılaştırıldığında, bu iki suçun ispatı açısından ne gibi bir fark ortaya çıkar?
İspat açısından çok temel bir fark ortaya çıkar. 1) **Suç Uydurma (Soyut Tehlike Suçu):** Eğer bu suç soyut tehlike suçu olarak kabul edilirse, savcılığın ispatlaması gereken tek şey, failin 'işlenmemiş bir suçu, yetkili makamlara, alenen ihbar ettiği' gerçeğidir. Yani, sadece fiilin kendisinin ispatlanması yeterlidir. Bu fiilin sonucunda adli makamların gerçekten de aldanıp aldanmadığı, bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığı veya kamu güvenliği için bir tehlikenin doğup doğmadığı gibi ek bir neticenin ispatlanması gerekmez. Kanun, fiilin kendisini soyut olarak tehlikeli kabul eder. 2) **Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik (Somut Tehlike Suçu):** TCK m. 216/1'de ise savcılığın, failin tahrik edici fiilini ispatlamanın yanı sıra, 'ayrıca ve mutlaka', bu fiil sonucunda 'kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığını' da somut delillerle (toplumsal tepkiler, gösteriler, şiddet olayları vb.) ispatlaması gerekir. Bu ikinci unsur ispatlanamazsa, suç oluşmaz. Kısacası, soyut tehlike suçunda sadece 'hareketin' ispatı yeterliyken, somut tehlike suçunda 'hareket + tehlike neticesinin' ispatı zorunludur.