Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/224 sayılı kararında, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (TCK m. 206) suçunun oluşabilmesi için, 'kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması' gerektiği belirtilmiştir. Bu şart ne anlama gelmektedir? Bir örnekle açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #34921

Bu şart, TCK m. 206'daki suçun en önemli ayırt edici unsurudur. Bu, düzenlenen resmi belgenin, memurun ek bir araştırma yapmasına gerek kalmaksızın, sadece beyanın kendisini doğru kabul ederek hukuki bir sonuç doğurması ve ispat gücü taşıması gerektiği anlamına gelir. Eğer memurun, beyanın doğruluğunu araştırma, teyit etme veya kontrol etme yükümlülüğü varsa, bu suç oluşmaz. Çünkü bu durumda belge, kişinin beyanına değil, memurun yaptığı inceleme sonucuna dayanmaktadır. Örnek: YCGK kararında da belirtildiği gibi, haciz sırasında borçlunun, kendisine ait malları 'bu mallar komşuma ait' diye yalan beyanda bulunması ve icra memurunun bu beyana dayanarak haciz tutanağını bu şekilde düzenlemesi TCK m. 206'yı oluşturur. Çünkü icra memurunun o anda malın mülkiyetini derinlemesine araştırma yükümlülüğü yoktur ve tutanak, borçlunun beyanına dayanarak ispat gücü olan bir belge haline gelir. Buna karşılık, gümrük memuruna beyan edilen malın cinsinin yanlış söylenmesi bu suçu oluşturmaz, çünkü gümrük memurunun beyanla yetinmeyip malı fiilen kontrol etme görevi vardır.