Bir kimse, hem TCK m. 271'e göre 'suç uydurmuş' hem de bu uydurduğu suçla ilgili olarak TCK m. 272'ye göre 'yalan tanıklık' yapmıştır. Bu durumda faile hangi suçtan ceza verilir? 'Görünüşte içtima' ve 'tüketen-tüketilen norm' ilişkisi bu duruma uygulanabilir mi?
Bu durumda, failin eylemleri farklı aşamalarda gerçekleştiği için, 'gerçek içtima' kuralları uygulanır ve kural olarak her iki suçtan da ayrı ayrı cezalandırılır. Suç uydurma, asılsız ihbarın yapılmasıyla tamamlanır. Yalan tanıklık ise, bu ihbar üzerine başlayan bir soruşturma veya kovuşturmada, kişinin 'tanık' sıfatıyla dinlenirken yalan söylemesiyle oluşur. Bunlar, farklı zamanlarda işlenen, farklı hukuki değerleri (adliyenin meşgul edilmemesi ve delillerin doğruluğu) koruyan iki ayrı suçtur. 'Görünüşte içtima' hallerinden olan 'tüketen-tüketilen norm' ilişkisi burada söz konusu değildir. Çünkü yalan tanıklık suçu, suç uydurma suçunun tüm unsurlarını kapsamaz veya onu zorunlu bir parçası haline getirmez. Fail, suç uydurduktan sonra tanıklık yapmaktan kaçınabilir veya tanıklık sırasında doğruyu söyleyebilir. Yalan tanıklık yapması, yeni ve bağımsız bir suç oluşturur. Ancak, somut olayın özelliklerine göre, tüm eylemler tek bir 'suç işleme kararı'nın icrası kapsamında kesintisiz bir fiil olarak değerlendirilebilirse, istisnai olarak fikri içtima (TCK m. 44) tartışılabilir, ancak genel kural gerçek içtimadır.