TCK m. 216/1 ve 216/3, suçun oluşması için 'somut tehlike' şartı (kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike / kamu barışını bozmaya elverişlilik) ararken, TCK m. 216/2 neden böyle bir şart aramamaktadır? Kanun koyucunun bu ayrımı yapmasındaki mantık ne olabilir?
Bu ayrım, kanun koyucunun korumak istediği hukuki değerlere ve fiillerin niteliğine ilişkin farklı bir değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. TCK m. 216/1 (tahrik) ve 216/3 (dini değerleri aşağılama), doğrudan doğruya toplumsal çatışma, kargaşa ve şiddet potansiyeli taşıyan, 'kamu barışını' bozabilecek fiillerdir. Kanun koyucu, bu fiillerin cezalandırılması için, soyut bir riskin ötesinde, fiilin gerçekten de kamu barışını bozma potansiyelini somut olarak taşıdığını (elverişlilik/açık ve yakın tehlike) görmek istemiştir. Bu, ifade özgürlüğüne daha dar bir müdahale alanı bırakır. TCK m. 216/2 (halkın bir kesimini aşağılama) ise, daha çok 'toplumsal eşitlik' ve 'insan onuru' gibi değerleri korumayı hedefler. Kanun koyucu, ırk, din, cinsiyet gibi temel özelliklere dayanarak bir toplum kesimini alenen aşağılamanın, bizatihi kendisinin kamu barışına zarar veren, ayrımcılığı ve nefreti körükleyen, dolayısıyla 'soyut olarak tehlikeli' bir eylem olduğunu kabul etmiş olabilir. Bu fiilin, doğrudan bir kargaşa çıkarmasa bile, toplumsal dokuyu zedelediği ve ayrımcılığı meşrulaştırdığı düşüncesiyle, ek bir somut tehlike şartı aranmaksızın cezalandırılması tercih edilmiş olabilir.