Yargıtay 2. CD 2016/1453 K. sayılı kararında, sanığın haberdar olmadığı zorunlu müdafiin temyizine rağmen, hükmün sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmiştir. CMK m. 260/1, 'Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar... hükümlere karşı kanun yollarına başvurabilirler' demektedir. Bu hüküm, 'müdafi'yi saymamaktadır. Müdafiin kanun yoluna başvurma yetkisinin hukuki dayanağı nedir? Bu yetki, sanığın hakkından türeyen 'tali' bir yetki midir, yoksa kanunun müdafie tanıdığı 'asli' bir yetki midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337353

Müdafiin kanun yoluna başvurma yetkisinin hukuki dayanağı, doğrudan CMK m. 260'ta sayılmamış olsa da, CMK m. 261'dir. CMK m. 261, 'Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.' diyerek, müdafie bu yetkiyi açıkça tanımıştır. Bu yetkinin niteliği konusunda ise, bunun sanığın hakkından türeyen 'tali' bir yetki olduğu kabul edilmelidir. Analiz şu şekildedir: 1) Asıl Hak Sahibi Sanıktır: Kanun yoluna başvurma hakkı, yargılamanın tarafı olan ve karardan doğrudan etkilenen 'sanığa' aittir. CMK m. 260, hak sahiplerini sayarken sanığı belirtmiş, müdafii saymamıştır. Bu, hakkın aslının sanıkta olduğunu gösterir. 2) Müdafiin Yetkisi Temsile Dayanır: Müdafi, sanığın 'temsilcisi' ve 'hukuki yardımcısı'dır. Onun adına yaptığı tüm işlemler, sanığın savunma hakkının bir uzantısıdır. Müdafiin kanun yoluna başvurması da, sanığın bu hakkını onun adına ve onun menfaatine kullanmasıdır. 3) 'Açık Arzuya Aykırılık' Yasağı: CMK m. 261'deki 'açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla' ifadesi, bu yetkinin sanığın iradesine tabi olduğunu ve ondan türediğini gösteren en önemli kanıttır. Eğer müdafiin yetkisi 'asli' ve 'bağımsız' olsaydı, sanığın iradesiyle sınırlanamazdı. Sanık, 'temyiz etme' diyerek müdafiin bu yetkisini ortadan kaldırabilmektedir. Bu da, yetkinin kaynağının ve sahibinin sanık olduğunu, müdafiin ise bu hakkı kullanan bir 'vekil' veya 'temsilci' olduğunu gösterir. Yargıtay'ın ilgili kararı da bu mantığa dayanır: Asıl hak sahibi olan sanığın iradesi ve bilgilendirilmesi esastır, müdafiin eylemi bu hakkı ortadan kaldıramaz.