Yargıtay 4. CD 2011/3 K. sayılı kararında, başka bir suçtan cezaevinde tutuklu bulunan ve duruşmalardan vareste tutulma kararı olmayan sanığın, hüküm oturumunda hazır edilmemesi mutlak bozma nedeni sayılmıştır. Bu kural, CMK m. 196/4'te düzenlenen ve cezanın alt sınırı 5 yıl ve daha fazla olan suçlarda sanığın SEGBİS ile sorgusunun yapılabileceği hükmü ile nasıl bir denge içindedir? Hüküm oturumu, bir 'sorgu' işlemi midir ve bu nedenle SEGBİS ile yapılabilir mi?
Hüküm oturumu, bir 'sorgu' işlemi değildir ve kural olarak sanığın huzurunda yapılmalıdır. Yargıtay'ın kararı, CMK'nın 'doğrudanlık' ve 'yüzyüzelik' ilkelerinin, özellikle davanın son aşaması olan hüküm anındaki önemini vurgulamaktadır. - Sorgu ve Hüküm Ayrımı: 'Sorgu' (CMK m. 147), şüpheli veya sanığın, üzerine atılı suçla ilgili olarak hakim veya mahkeme tarafından dinlenmesidir. Bu, genellikle tahkikatın başında veya ortasında yapılan bir işlemdir. CMK m. 196/4'teki SEGBİS ile dinleme imkanı, öncelikle bu 'sorgu' işlemi için getirilmiştir. 'Hüküm oturumu' ise, tüm delillerin tartışıldığı, son sözlerin söylendiği ve mahkemenin nihai kararını açıkladığı, davanın en kritik ve son aşamasıdır. - Savunma Hakkının Son Anı: Hüküm oturumunda sanığa 'son söz' hakkı verilir (CMK m. 216). Bu, sanığın, hakkında bir karar verilmeden önce, mahkeme heyetine doğrudan hitap ederek, pişmanlığını, son savunmasını veya taleplerini iletebileceği son ve en önemli fırsattır. Bu hakkın SEGBİS aracılığıyla değil, mahkemenin huzurunda, yüz yüze kullanılması, adil yargılanma hakkının ve insan onurunun bir gereğidir. Sanığın, hakkında verilecek kararı doğrudan mahkemenin yüzünden duyması da bu hakkın bir parçasıdır. - Sonuç: Yargıtay'ın da belirttiği gibi, sanık duruşmalardan vareste tutulmamışsa (muaf tutulma talebi yoksa), özellikle davanın sonu olan hüküm oturumunda bizzat veya en azından SEGBİS ile (eğer şartları varsa ve zorunluysa) değil, 'mahkeme salonunda' hazır edilmesi esastır. Başka bir cezaevinde olması, SEGBİS ile bağlantı kurulamaması gibi zorunlu haller dışında, hükmün sanığın yokluğunda tefhim edilmesi, savunma hakkının en temel anlarından birinin (son söz hakkı) kısıtlanması anlamına gelir ve mutlak bir bozma nedenidir.