Yargıtay 2. CD 2013/29861 K. sayılı kararında, iftiranın başka bir dava sırasında mağdurun ve tanığın beyanlarıyla ortaya çıkmasından sonra, sanığın tanık olarak dinlenirken gerçeği kabul etmesinin 'iftiradan dönme olarak değerlendirilemeyeceği' belirtilmiştir. Bu kararı, 'gönüllülük' ve 'etkinlik' unsurları açısından analiz ediniz. Gerçeğin zaten ortaya çıktığı bir durumda yapılan ikrar, neden etkin pişmanlık sayılmaz?
Bu karar, etkin pişmanlık kurumunun 'etkinlik' unsurunu vurgulaması açısından önemlidir. Etkin pişmanlık, sadece bir 'pişmanlık beyanı' değil, aynı zamanda bu beyanın adalete 'etkin bir katkı' sağlamasıdır. Kurumun iki temel unsuru vardır: - Gönüllülük: Failin, dış bir zorunluluk olmadan, kendi iradesiyle gerçeği açıklamasıdır. - Etkinlik: Failin bu açıklamasının, suçun olumsuz sonuçlarını (mağdurun zan altında kalması, adliyenin yanlış yönlendirilmesi) 'önlemesi' veya 'gidermesi'dir. Yargıtay kararındaki olayda, iftira, sanığın ikrarından önce, başka delillerle (mağdurun ve diğer tanığın beyanları) zaten ortaya çıkmıştır. Yani, adli mekanizma gerçeği sanığın yardımı olmadan bulmuştur. Bu noktadan sonra sanığın yaptığı 'kabul', gerçeğin ortaya çıkmasına bir katkı sağlamamaktadır; sadece zaten ispatlanmış bir durumu teyit etmektedir. Bu beyanın bir 'etkinliği' yoktur. Ayrıca, gerçeğin ortaya çıkmasıyla birlikte, sanığın inkar etmeye devam etmesi anlamsızlaşacağı için, bu aşamadaki ikrarının 'gönüllülüğü' de oldukça zayıflamıştır. Bu, samimi bir pişmanlıktan çok, kaçınılmaz sonu kabul etmektir. Dolayısıyla, Yargıtay'ın da belirttiği gibi, gerçeğin ortaya çıkmasından sonra yapılan bir ikrar, 'etkin pişmanlık' olarak değerlendirilemez ve TCK m. 269'daki indirimden yararlanma imkanı vermez.