Yargıtay 16. CD 2015/272 K. sayılı kararında, uyuşturucu madde satarken yakalanan sanığın başkasının kimliğini kullandıktan sonra kollukta gerçek kimliğini açıklaması nedeniyle, TCK m. 269'daki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma olanağının tartışılması gerektiği belirtilmiştir. Sanığın, iftira suçundan değil de, daha ağır olan uyuşturucu ticareti suçundan yakalanmış olmasının yarattığı baskı altında gerçeği söylemesi, etkin pişmanlıktaki 'gönüllülük' unsurunu zedeler mi?
Hayır, bu durum tek başına 'gönüllülük' unsurunu zedelemez. Etkin pişmanlıktaki gönüllülük, mutlak bir özgür irade veya ahlaki bir aydınlanma anlamına gelmez. Ceza hukukunda gönüllülük, failin, eyleminin sonuçlarını hukuki bir zorunluluk (örneğin, delillerin ortaya çıkması) olmadan, kendi kararıyla ortadan kaldırmasıdır. Sanığın, daha ağır bir suçtan yakalanmış olmasının yarattığı baskı ve ceza korkusu, onu gerçeği söylemeye iten bir 'saik' (neden) olabilir. Ancak bu saik, dönme iradesinin 'gönüllü' olmadığı anlamına gelmez. Gönüllülüğü ortadan kaldıran şey, iftiranın zaten başka bir delille ortaya çıkmış olmasıdır. Somut olayda sanık, kimliğinin sahte olduğu henüz başka bir yolla (parmak izi vb.) tespit edilmeden, kendi beyanıyla gerçeği açıklamaktadır. Bu beyanın arkasındaki nedenin, ceza korkusu, pişmanlık veya başka bir şey olmasının önemi yoktur. Önemli olan, gerçeğin ortaya çıkmasında 'failin kendi iradi eyleminin' nedensel bir rol oynamasıdır. Yakalanmış olmanın yarattığı genel baskı, tüm suçlular için geçerli bir durumdur ve bu baskı altında yapılan her ikrarı veya pişmanlığı 'gönülsüz' saymak, etkin pişmanlık kurumunu işlemez hale getirirdi. Bu nedenle, Yargıtay'ın da belirttiği gibi, mahkeme bu durumu tartışmalı ve sanığın beyanı, kimliği başka bir yolla ortaya çıkmadan önce gerçekleştiyse, etkin pişmanlığı uygulamalıdır.