Taksirle yaralama (TCK m. 89) suçlarında, mağdurun uğradığı zararın (yaralanmanın derecesinin) belirlenmesinde, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporları mahkemeler için ne ölçüde bağlayıcıdır? Bir ATK raporunda, yaralanmanın 'basit tıbbi müdahale ile giderilebilir' olduğu belirtilmesine rağmen, mahkeme, mağdurun duruşmadaki beyanlarına ve gözlemlerine dayanarak, yaralanmanın daha ağır olduğuna ve TCK m. 89/2'deki nitelikli hallerden birini oluşturduğuna karar verebilir mi? Bu durumu, 'bilirkişi delilinin takdiri' (HMK m. 282, CMK m. 67) ilkesi açısından değerlendiriniz.
Kural olarak, ATK raporları, tıbbi ve teknik bir konuyu aydınlattığı için, mahkemeler açısından 'takdiri' bir delildir. Yani, hakim rapordaki görüşle mutlak olarak bağlı değildir (HMK m. 282, CMK m. 67). Hakim, delilleri serbestçe takdir eder (CMK m. 217). Ancak, bu takdir yetkisi keyfi değildir. Yaralanmanın niteliği (BTM ile giderilebilir mi, kemik kırığı var mı, hayati tehlike oluşturdu mu vb.) gibi hususlar, hakimin genel hayat tecrübesi veya hukuki bilgisiyle çözebileceği konular değil, 'özel ve teknik bilgi' gerektiren, yani tıp biliminin alanına giren konulardır. Bu nedenle, mahkemelerin bu tür konularda ATK gibi uzman kurumlardan alınan raporlara uyması, adil ve doğru bir karar verilmesi için esastır. Bir mahkemenin, ATK'nın 'BTM ile giderilebilir' şeklindeki net bir tıbbi tespitine rağmen, sadece kendi gözlemine veya mağdurun sübjektif beyanlarına dayanarak, yaralanmanın nitelikli olduğuna (örneğin, yüzde sabit iz oluşturduğuna) karar vermesi, 'bilirkişi delilinin takdiri' yetkisinin aşılması anlamına gelir. Bu, keyfi bir karar olur. Eğer mahkeme, ATK raporunu çelişkili, yetersiz veya hatalı buluyorsa, yapması gereken, bu gerekçelerini açıkça belirterek, ATK'dan 'ek rapor' istemek veya başka bir uzman kurumdan (üniversite hastaneleri adli tıp anabilim dalları gibi) yeni bir rapor almaktır. Uzmanlık gerektiren bir konuda, uzman raporunun aksine, yeterli bir gerekçe ve karşı bir uzman görüşü olmadan karar veremez.