Bir sanık, hırsızlık suçundan yargılandığı sırada, kendisini kurtarmak için suçu işlemeyen bir başkasına (A kişisi) iftira atmıştır. Daha sonra, A kişisi hakkında bu iftira nedeniyle bir soruşturma başlamadan önce, sanık gerçek suçunu (hırsızlık) itiraf ederek, A'ya attığı iftiradan dönmüştür. Sanığın, asıl suçu olan hırsızlığı ikrar etmesi, iftira suçu açısından TCK m. 269'daki etkin pişmanlığın bir 'ön koşulu' mudur? Yoksa sanık, hırsızlığı inkar etmeye devam edip sadece 'A suçsuzdur, ben de değilim, başkası yaptı' diyerek de etkin pişmanlıktan yararlanabilir mi?
Hayır, sanığın asıl suçu ikrar etmesi, iftira suçunda etkin pişmanlıktan yararlanmak için bir ön koşul değildir. TCK m. 269'un aradığı tek şart, failin 'iftirasından dönmesi'dir. 'İftiradan dönmek', mağdura isnat ettiği hukuka aykırı fiilin 'mağdur tarafından işlenmediğini' kabul etmektir. Etkin pişmanlık kurumunun amacı, hakkında haksız bir isnat bulunan masum kişinin üzerindeki şüpheyi kaldırmaktır. Bu amacın gerçekleşmesi için, iftiracının suçu bizzat üstlenmesi zorunlu değildir. Sanık, - 'A suçsuzdur, bu suçu ben işledim.' diyerek, - 'A suçsuzdur, bu suçu B kişisi işledi.' diyerek, - Veya 'A suçsuzdur, ben de değilim, kimin işlediğini bilmiyorum ama onun yapmadığına eminim.' diyerek de iftirasından dönebilir. Her üç durumda da, mağdur olan A kişisi aklanmakta ve iftiranın onun üzerindeki olumsuz sonucu ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla, her üç durumda da sanık, iftira suçu açısından TCK m. 269'daki etkin pişmanlık indiriminden yararlanır. Sanığın, kendi işlediği hırsızlık suçunu ikrar edip etmemesi, iftira suçundaki etkin pişmanlık değerlendirmesini etkilemez; bu durum, sadece hırsızlık suçundan yapılacak yargılamada, TCK m. 62 (takdiri indirim) gibi kurumlar açısından bir delil olarak değerlendirilebilir.