Yargıtay 6. CD 2009/22692 K. sayılı kararında, mahkemenin görevi sona eren müdafilere tebligat yapması eleştirilmiştir. Bir sanığın hem zorunlu müdafii hem de vekaletnameli müdafii varsa, tebligat hangisine yapılmalıdır? Eğer her ikisine de tebligat yapılırsa, temyiz süresi hangi tebligata göre başlar? Bu durumu, Tebligat Kanunu m. 11 ve CMK'daki savunma hakkı ilkeleri açısından yorumlayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337326

Bu durumda, tebligatın vekaletname ile seçilmiş müdafiye yapılması asıldır. Sanık, bir müdafi seçerek iradesini ortaya koyduğunda, o müdafi artık sanığın birincil temsilcisi haline gelir. Zorunlu müdafilik, sanığın müdafii olmadığı durumlar için bir güvencedir. Vekaletnameli müdafiin varlığı, zorunlu müdafiin rolünü ikincil plana atar veya duruma göre sona erdirir. Tebligat Kanunu m. 11, 'Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir.' demektedir. Sanığın hem seçtiği hem de atanan iki müdafii varsa, her ikisi de vekili sayılır. Bu durumda kanuna göre herhangi birine yapılan tebligat geçerlidir ve süreyi başlatır. Ancak, savunma hakkının etkinliği ve dürüstlük kuralı gereği, öncelik sanığın iradesiyle belirlenen vekaletnameli müdafidedir. Mahkemenin, tebligatı öncelikle vekaletnameli müdafiye yapması en doğru usuldür. Eğer mahkeme her ikisine de farklı tarihlerde tebligat yaparsa, CMK'daki 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin usul hukukundaki yansıması gereği, sürelerin hesaplanmasında sanık lehine olan, yani 'en son yapılan tebligatın' tarihi esas alınmalıdır. Bu, sanığın kanun yoluna başvuru hakkını en geniş şekilde kullanabilmesini sağlayan bir güvencedir.