Bir şirket yetkilisi, hem kendisinin hem de şirket muhasebecisinin imzasını gerektiren bir çek üzerinde, muhasebecinin imzasını taklit ederek çeki bankaya ibraz etmiş ve şirketin hesabından para çekmiştir. Bu eylem, hem 'resmi belgede sahtecilik' (imza taklidi nedeniyle, TCK m. 204) hem de 'zimmet' (şirket malını zimmetine geçirme, eğer şirket bir kamu kurumu ise veya özel kanunlarda zimmet suçu tanımlanmışsa, örn. Bankacılık Kanunu) veya 'güveni kötüye kullanma' (TCK m. 155, eğer özel şirket ise) suçlarını oluşturur. Bu suçlar arasındaki içtima ilişkisi nasıl çözülmelidir?
Bu durumda, 'bileşik suç' (TCK m. 42) kurallarının uygulanması gerekir. 'Zimmet' veya nitelikli 'güveni kötüye kullanma' suçları, zaten haksız bir şekilde mal edinmeyi içerir. Eğer bu mal edinme, bir sahtecilik eylemi yapılarak gerçekleştiriliyorsa, sahtecilik suçu, zimmet veya güveni kötüye kullanma suçunun 'unsuru' veya 'işleniş biçimi' haline gelir. Fail, sahteciliği, daha ağır bir suç olan malvarlığı suçunu işleyebilmek için bir 'araç' olarak kullanmaktadır. TCK m. 42, bu gibi durumlarda, yani bir suçun diğerinin işlenmesi için zorunlu bir araç olduğu durumlarda, faile sadece daha ağır olan suçtan ceza verileceğini, ayrıca araç suçtan ceza verilemeyeceğini düzenler. Sahtecilik suçu, zimmet veya güveni kötüye kullanma suçunun içinde erir ve onun tarafından tüketilir. Dolayısıyla, mahkeme, sanığı sadece daha ağır olan 'zimmet' veya 'nitelikli güveni kötüye kullanma' suçundan cezalandırmalı, ayrıca 'resmi belgede sahtecilik' suçundan ceza vermemelidir. Bu, ceza adaletinde 'tek fiile tek ceza' ilkesinin bir yansımasıdır.