Bir sanık, 'suç tarihinde sağır ve dilsiz' olduğu halde, hakkında zorunlu müdafi atanmadan yargılanmış ve mahkumiyetine karar verilmiştir. Bu durumun, CMK m. 150/2 ve CMK m. 289/1-e açısından mutlak bir hukuka aykırılık teşkil ettiği açıktır. Ancak, eğer bu sanık yargılama sırasında oldukça zeki ve kendini iyi ifade eden bir savunma yapmış, tüm delillere etkin bir şekilde itiraz etmiş ve hukuki argümanlar ileri sürmüşse, yani 'fiilen' kendisini iyi savunmuşsa, bu durum 'mutlak bozma nedeni' kuralını etkiler mi? Yoksa kanunun getirdiği bu şekli zorunluluk, sanığın fiili durumundan bağımsız mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337320

Bu durum, 'mutlak bozma nedeni' kuralını etkilemez. Kural, sanığın fiili durumundan tamamen bağımsız, objektif bir kuraldır. CMK m. 289'da sayılan 'hukuka kesin aykırılık halleri', kanun koyucunun, bu tür usul hatalarının varlığı halinde, adil bir yargılama yapılmadığını bir 'karine' olarak kabul ettiği ve kararın sonucuna bakılmaksızın (sanığın fiilen zarar görüp görmediği araştırılmaksızın) bozulmasını öngördüğü durumlardır. CMK m. 150/2'deki 'sağır ve dilsiz sanığa istemi aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi' zorunluluğu, bu objektif güvencelerden biridir. Kanun koyucu, bu durumdaki bir sanığın, ne kadar zeki veya kendini iyi ifade ediyor olursa olsun, hukuki bilgi eksikliği ve duruşma dinamiğini tam olarak kavrayamama riski nedeniyle 'etkin bir savunma' yapamayacağını varsaymıştır. Bu, çürütülemez bir kanuni karinedir. Mahkemenin, 'sanık zaten kendini iyi savundu, müdafiye gerek kalmadı' şeklinde bir değerlendirme yapma yetkisi yoktur. Bu, kanunun emredici hükmünü yorum yoluyla etkisiz kılmak olur. Dolayısıyla, sanık fiilen ne kadar iyi bir savunma yapmış olursa olsun, kanunun aradığı zorunlu müdafiin yokluğunda yapılan bir yargılama, savunma hakkının esaslı bir şekilde kısıtlandığı anlamına gelir ve hükmün başka bir yöne bakılmaksızın bozulmasını gerektirir.