Yargıtay 4. CD. 2008/862 K. sayılı kararı, beraat eden sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesini yasal bulmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin 2013/7114 B. No'lu kararında ise, mahkemenin kanun yolunu ve süresini yanlış göstererek vatandaşın temyiz hakkını kullanmasını engellemesi, mahkemeye erişim hakkının ihlali sayılmıştır. Bu iki kararı birleştirdiğimizde, 'Devletin, hak arama özgürlüğünü sağlama konusundaki pozitif yükümlülüğü' ilkesinin, hem maddi (vekalet ücreti) hem de usuli (doğru bilgilendirme) boyutlarını nasıl şekillendirdiğini yorumlayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337315

Bu iki karar, Devletin, Anayasa m. 36'daki hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını sağlama konusundaki 'pozitif yükümlülüğünün' farklı boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu yükümlülük, sadece bireylerin hak aramasını 'engellememek' (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda bu hakkın fiilen ve etkin bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli 'şartları hazırlama' (pozitif yükümlülük) anlamına gelir. - Maddi Boyut (Vekalet Ücreti Kararı): Beraat eden bir sanığın, haksız bir dava nedeniyle katlanmak zorunda kaldığı avukatlık masrafının Hazine tarafından karşılanması, hak arama özgürlüğünün 'maddi' boyutuna ilişkindir. Devlet, kendi organları (savcılık) aracılığıyla başlattığı ve sonuçta haksız çıkan bir yargılama nedeniyle vatandaşın uğradığı mali külfeti telafi etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde, insanlar haksız davalarla yoksullaştırılma riski nedeniyle haklarını aramaktan veya savunmaktan çekinebilirler. Bu, adalete erişim önünde dolaylı bir mali engel oluşturur. Devlet, bu engeli kaldırarak pozitif yükümlülüğünü yerine getirir. - Usuli Boyut (Doğru Bilgilendirme Kararı): Mahkemenin, kanun yollarını ve sürelerini doğru bir şekilde gösterme zorunluluğu, hak arama özgürlüğünün 'usuli' boyutuna ilişkindir. Vatandaşların, karmaşık usul kurallarını bilmeleri beklenemez. Devlet, kendi kurduğu yargı sistemi içinde, bireylere haklarını nasıl ve ne kadar sürede kullanacaklarını açık ve anlaşılır bir şekilde bildirmekle yükümlüdür. Bu bilgilendirmenin yanlış yapılması, vatandaşın kendi kusuru olmaksızın hak kaybına uğramasına neden olur ve bu, mahkemeye erişim hakkının özünün ihlalidir. Sonuç olarak, her iki karar da, Devletin hak arama özgürlüğünü sadece kağıt üzerinde bir hak olarak bırakmayıp, onun fiilen ve masrafsız/engelsiz bir şekilde kullanılabilmesi için hem maddi hem de usuli mekanizmaları kurma ve işletme yönündeki pozitif yükümlülüğünü vurgulamaktadır.