Yargıtay CGK 2011/5 K. sayılı kararında, sanığın vekaletname ile görevlendirdiği birden fazla müdafii (A ve B avukatları) varken, mahkemenin bu durumu gözden kaçırarak sanığa barodan zorunlu müdafi (C avukatı) atadığı bir durumu ele almıştır. Bu durumda, sanığın seçtiği A ve B avukatlarının hukuki statüsü nedir? Mahkemenin hatalı ataması, onların müdafilik sıfatını sona erdirir mi? Eğer hem A avukatı hem de C avukatı ayrı ayrı temyiz dilekçesi verirse, hangisi geçerli sayılır?
Mahkemenin hatalı ataması, sanığın seçtiği A ve B avukatlarının müdafilik sıfatını sona erdirmez. Sanığın kendi iradesiyle kurduğu müdafilik ilişkisi asıldır ve mahkemenin veya başka bir kurumun hatalı bir işlemiyle ortadan kalkmaz. A ve B avukatları, sanığın geçerli ve yetkili müdafileri olmaya devam ederler. Mahkemenin atadığı C avukatı ise, hukuken 'yok hükmünde' bir atamadır. Çünkü CMK m. 150 uyarınca zorunlu müdafi atanmasının ön koşulu, sanığın 'müdafiinin bulunmaması'dır. Vekaletnameli müdafileri olan bir sanık için bu şart gerçekleşmemiştir. Bu durumda, eğer hem A avukatı (seçilmiş ve yetkili) hem de C avukatı (hatalı atanmış ve yetkisiz) temyiz dilekçesi verirse, hukuken geçerli olan sadece A avukatının verdiği dilekçedir. C avukatının verdiği dilekçe, yetkisiz bir kişi tarafından verildiği için usulen reddedilmelidir. Yargılama boyunca yapılan tüm tebligatların ve işlemlerin de sanığın seçtiği A ve B avukatlarından birine yapılması gerekir; C avukatına yapılan tebligatlar geçersizdir. Bu, CGK kararının da temel mantığıdır.