Yargıtay 17. CD 2015/14908 K. sayılı kararında, talimat mahkemesindeki sorguya katılan zorunlu müdafiin temyiz yetkisinin olmadığı, ancak sanık lehine 'açıkça hukuka aykırılık hallerinde' bu talebin dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Bu 'açıkça hukuka aykırılık' kavramı ile CMK m. 309'daki 'kanun yararına bozma' kurumu arasında nasıl bir ilişki vardır? Yetkisiz bir müdafiin talebi, bir tür 'kanun yararına bozma ihbarı' olarak mı değerlendirilmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337304

Yargıtay'ın bu yaklaşımı, usul ekonomisi ile adaletin tecellisi arasında bir denge kurma çabasını yansıtmaktadır ve evet, yetkisiz müdafiin talebi bir nevi 'kanun yararına bozma ihbarı' gibi değerlendirilmektedir. Normalde, görevi sona ermiş veya yetkisi olmayan bir müdafiin temyiz talebinin, yetkisizlik nedeniyle doğrudan reddedilmesi gerekir. Ancak, Yargıtay, bu katı usul kuralını uygulamanın, bazen çok bariz bir hukuka aykırılığın gözden kaçmasına ve adaletsiz bir sonucun kesinleşmesine yol açabileceğini görmektedir. Bu nedenle, her ne kadar temyiz talebi usulen 'geçersiz' olsa da, eğer dilekçenin içeriğinde CMK m. 289'daki 'mutlak hukuka aykırılık' hallerinden biri (görevsiz mahkeme, hakimin reddini gerektiren durum, savunma hakkının kısıtlanması vb.) veya kararın sonucunu esastan etkileyen çok açık bir maddi/hukuki hata varsa, Yargıtay bu durumu 'ihbar' kabul ederek, re'sen harekete geçme eğilimi göstermektedir. Bu, doğrudan CMK m. 309'daki 'kanun yararına bozma' prosedürünü işletmek anlamına gelmese de, o kurumun ruhuna paralel bir yaklaşımdır. Yargıtay, 'Temyiz talebini usulden reddediyorum ama kararda şu bariz hukuka aykırılığı gördüğüm için, adaletin tesisi amacıyla bu yönden bir değerlendirme yapıyorum' demektedir. Somut olayda da, sanığa asıl mahkemede zorunlu müdafi atanmaması gibi 'mutlak' bir bozma nedeni olduğu için, yetkisiz müdafiin talebi bu hukuka aykırılığı ortaya çıkaran bir 'araç' olarak kullanılmış ve karar bu nedenle bozulmuştur.