HMK m. 193/1, tarafların yazılı delil sözleşmesi yapabileceğini belirtir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 35/A ise, tarafların avukatlarının birlikte hazırladıkları ve imzaladıkları tutanağın 'ilam niteliğinde belge' sayılacağını düzenler. Bu 'uzlaşma tutanağı', HMK m. 193 anlamında bir 'delil sözleşmesi' midir, yoksa ondan daha ileri hukuki sonuçlar doğuran farklı bir kurum mudur? İki belge arasındaki temel farkları, özellikle 'icra edilebilirlik' açısından açıklayınız.
Avukatlık Kanunu m. 35/A'daki 'uzlaşma tutanağı', bir delil sözleşmesinden çok daha ileri hukuki sonuçlar doğuran, kendine özgü bir kurumdur. İki belge arasındaki temel farklar şunlardır: 1) Hukuki Nitelik ve Sonuç: - Delil Sözleşmesi (HMK m. 193): Yargılamanın 'ispat' aşamasını düzenler. Bir uyuşmazlığın varlığını kabul eder ve bu uyuşmazlığın hangi delillerle çözüleceğini belirler. Tek başına icra edilemez. Bu sözleşmeye dayanarak hak elde etmek için mutlaka bir 'dava' açılması ve mahkeme kararı alınması gerekir. - Uzlaşma Tutanağı (AK m. 35/A): Uyuşmazlığın 'esasını' çözer ve sona erdirir. Taraflar, avukatları aracılığıyla uyuşmazlık konusunda anlaşmaya varırlar. Kanun, bu tutanağa 'ilam niteliğinde belge' gücü tanımıştır. 'İlam', bir mahkeme kararı demektir. 2) İcra Edilebilirlik: Bu, en temel farktır. Bir delil sözleşmesi, doğrudan İcra ve İflas Kanunu uyarınca icra takibine konu edilemez. Bir mahkeme hükmü değildir. Oysa, Avukatlık Kanunu m. 35/A'ya göre usulüne uygun düzenlenmiş bir uzlaşma tutanağı, tıpkı bir mahkeme kararı gibi, 'ilamlı icra' takibine konu edilebilir. Yani, bu tutanağa dayanarak alacaklı olan taraf, borçluya karşı doğrudan haciz işlemleri başlatabilir. Dava açmasına gerek yoktur. Sonuç olarak, delil sözleşmesi devam eden veya çıkacak bir davada 'delil rejimini' düzenlerken, 35/A uzlaşma tutanağı davayı 'önleyen' veya 'sona erdiren' ve mahkeme kararı gücünde icra edilebilirlik sağlayan bir sulh belgesidir.