Yargıtay HGK 2017/691 E. sayılı kararında, idarenin kendi bünyesindeki bir komisyon raporunu kesin delil sayan sözleşme hükmünün, 'silahların eşitliği' ilkesine aykırı olabileceğine işaret edilmiştir. Bu ilke, sadece tarafların delil sunma imkanlarının eşit olmasını mı ifade eder, yoksa sunulan delillerin 'güvenilirlik' ve 'objektiflik' açısından da bir denge içinde olmasını gerektirir mi? Bir tarafın kendi kontrolündeki bir delil üretme mekanizmasını dayatmasının, silahların eşitliği ilkesi üzerindeki etkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337297

'Silahların eşitliği' ilkesi, sadece tarafların delil sunma ve delillere ulaşma imkanlarının teorik olarak eşit olmasından ibaret değildir. Bu ilke, daha geniş bir anlamda, yargılama sürecinde taraflardan birinin, diğerine karşı usuli bir avantaj elde etmemesini, yani 'adil bir denge' içinde olmalarını gerektirir. Bu denge, sunulan delillerin güvenilirliği ve objektifliği açısından da gözetilmelidir. Bir tarafın (özellikle idare gibi güçlü bir tarafın), uyuşmazlığın çözümünü kendi bünyesindeki, kendi çalışanlarından oluşan bir kurula bağlaması ve bu kurulun kararını 'kesin delil' olarak dayatması, silahların eşitliği ilkesini temelden bozar. Çünkü: 1) Tarafsızlık ve Bağımsızlık Ortadan Kalkar: Delili üreten mekanizma (komisyon), taraflardan birinin kontrolündedir. Bu, delilin objektifliği ve tarafsızlığı konusunda haklı bir şüphe yaratır. Diğer taraf, kendi aleyhine karar verme potansiyeli yüksek bir mekanizmanın sonucuna mahkum edilmektedir. 2) Çelişme ve Karşı Delil Sunma Hakkı Kısıtlanır: Diğer taraf, bu 'kesin delil' karşısında, bunun aksini ispatlayacak karşı deliller sunma veya delilin içeriğini etkin bir şekilde tartışma imkanından mahrum kalır. HGK kararının da işaret ettiği gibi, bu durum, çözümü taraflardan birinin 'keyfiyetine' bırakmak anlamına gelir. Sonuç olarak, silahların eşitliği ilkesi, sadece delil sunma 'fırsatının' eşitliğini değil, aynı zamanda yargılamada kullanılan delil kaynaklarının 'niteliğinin' de adil bir dengeye dayanmasını gerektirir. Bir tarafın kendi kontrolündeki bir delili 'mutlak doğru' olarak dayatması, bu dengeyi bozan ve adil yargılanma hakkını ihlal eden bir durumdur.