Bir trafik kazasında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olan sürücü, olay yerinde mağdurun tüm hastane masraflarını karşılamış ve ona ek olarak bir miktar 'kan parası' adı altında ödeme yapmıştır. Taraflar, bu ödeme karşılığında mağdurun şikayetçi olmayacağı konusunda anlaşmışlardır. Daha sonra mağdur, bu anlaşmaya rağmen şikayetçi olmuştur. Sanık, yargılamada, mağdurla yaptığı bu anlaşmanın ve zararı gidermesinin, CMK m. 253'teki 'uzlaşma' kurumu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve davanın düşürülmesini talep edebilir mi? Tarafların kendi aralarında yaptığı sulh anlaşmasının, resmi uzlaştırma prosedürüne etkisini açıklayınız.
Hayır, sanık bu talebe dayanarak davanın düşürülmesini isteyemez. CMK m. 253'te düzenlenen 'uzlaşma', tarafların kendi aralarında yaptığı bir sulh anlaşmasından farklı, resmi bir ceza muhakemesi kurumudur. Uzlaşmanın hukuki sonuç doğurabilmesi (davanın düşmesi gibi) için, mutlaka kanunda belirtilen usule göre, Cumhuriyet savcısının görevlendireceği bir 'uzlaştırmacı' aracılığıyla yapılması gerekir. Tarafların, soruşturma başlamadan veya başladıktan sonra, bir uzlaştırmacı olmaksızın kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar ve zararın giderilmesi, CMK anlamında bir 'uzlaşma' değildir. Ancak, sanığın bu eylemi tamamen anlamsız da değildir. Failin, suçun yol açtığı zararı gidermeye yönelik bu çabası; - TCK m. 62 uyarınca 'fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları' kapsamında bir 'takdiri indirim' nedeni olarak, - TCK m. 51 (erteleme) veya CMK m. 231 (HAGB) kurumlarının uygulanması için aranan 'tekrar suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat' oluşmasında lehe bir delil olarak, mahkeme tarafından dikkate alınmalıdır. Özetle, resmi uzlaştırma prosedürü işletilmeden yapılan sulh, davayı düşürmez, ancak failin cezasının bireyselleştirilmesinde önemli bir lehe faktör olarak değerlendirilir.