Anayasa m. 153/6, AYM kararlarının 'kesin' olduğunu ve 'yasama, yürütme ve yargı organlarını' bağladığını belirtir. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin gerekçesinde, bireysel başvurunun sadece bir tespit davası değil, 'hukuki sonuçlar doğuran bir dava niteliğinde' olduğu vurgulanmıştır. Bu iki hüküm, AYM'nin bir hak ihlali kararı verirken, sadece ihlali tespit etmekle kalmayıp, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için 'yapılması gerekenlere hükmetme' yetkisinin anayasal temelini oluşturur mu? Yoksa bu yetki, kuvvetler ayrılığı ilkesine bir müdahale midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337288

Evet, bu iki hüküm, AYM'nin 'yapılması gerekenlere hükmetme' yetkisinin anayasal temelini oluşturur. Bu durum, kuvvetler ayrılığı ilkesine bir müdahale değil, o ilkenin sağlıklı işlemesi için bir 'denge ve denetleme' mekanizmasının gereğidir. Analiz şu şekildedir: 1) Kararların Bağlayıcılığı ve Etkinliği: Eğer AYM kararları sadece bir 'tespit'ten ibaret olsaydı ve ihlali gidermek için ne yapılması gerektiğini belirtmeseydi, kararların 'bağlayıcılığı' ilkesi anlamsız kalırdı. Alt derece mahkemesi, 'ihlali not aldım' diyerek hiçbir işlem yapmayabilir veya ihlali gidermeyen, yetersiz bir işlem yapabilirdi. Bu, bireysel başvuruyu etkisiz bir 'tavsiye' mekanizmasına indirgerdi. 6216 sayılı Kanun'un m. 50'deki açık yetki, tam da bu etkisizliği önlemek için getirilmiştir. 2) Kuvvetler Ayrılığı: Kuvvetler ayrılığı, organların birbirinin alanına keyfi müdahalesini engeller, ancak birbirini denetlemesini gerektirir. AYM'nin, bir yargı kararının temel bir hakkı ihlal ettiğini tespit edip, bu anayasaya aykırılığın nasıl giderileceğini belirtmesi, yargı organının alanına bir müdahale değil, onun anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığının 'denetlenmesi'dir. AYM, davanın esasına karışıp 'sanık beraat etmelidir' demez; ancak 'sanığın seçilme hakkı ihlal edilmiştir, bu ihlali gidermek için yargılamayı durdur' diyebilir. Bu, esasa değil, ihlalin giderilmesine yönelik 'usuli' bir yönergedir. Sonuç olarak, AYM'nin bu yetkisi, anayasal yargının doğasından kaynaklanan, bireysel başvuruyu etkili kılan ve kuvvetler ayrılığını zedelemeyen, aksine onu temel haklar lehine dengeleyen meşru bir yetkidir.