HMK m. 193'te düzenlenen delil sözleşmesi ile HMK m. 29'daki 'dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü' arasında nasıl bir ilişki vardır? Taraflar, gerçeğe aykırı bir durumu ispatlamak amacıyla, 'A vakıasının B tanığının beyanına göre doğru kabul edileceği' yönünde bir delil sözleşmesi yapabilirler mi? Eğer mahkeme, B tanığının yalan söylediğine veya A vakıasının aslında gerçekleşmediğine dair başka delillere ulaşırsa, bu delil sözleşmesiyle bağlı mıdır?
Hayır, mahkeme böyle bir delil sözleşmesiyle bağlı değildir. Delil sözleşmesi, tarafların ispat rejimini düzenleyen meşru bir araçtır, ancak hukuku ve gerçeği dolanmak için kullanılamaz. HMK m. 29'daki 'dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü', tüm usul işlemlerinin temelinde yatan ve kamu düzenine ilişkin bir ilkedir. Tarafların, bilerek ve isteyerek, gerçeğe aykırı bir durumu 'doğruymuş gibi' göstermek amacıyla yaptıkları bir delil sözleşmesi, bu temel yükümlülüğe aykırıdır. Bu tür bir sözleşme, 'hile' veya 'muvazaa' içerir ve amacı adaletin tecellisini sağlamak değil, mahkemeyi yanıltmaktır. TMK m. 2 uyarınca, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Delil sözleşmesi yapma hakkının, mahkemeyi yanıltmak amacıyla kullanılması, hakkın kötüye kullanılmasıdır. Eğer mahkeme, yargılama sırasında, delil sözleşmesinin konusunu oluşturan vakıanın gerçeğe aykırı olduğuna veya dayanılan delilin (B tanığının beyanı) yalan olduğuna dair güçlü kanıtlara ulaşırsa, bu delil sözleşmesinin 'dürüstlük kuralına' ve 'kamu düzenine' aykırı olduğu gerekçesiyle geçersizliğine karar verebilir. Mahkeme, tarafların yaptığı bir 'hileli anlaşma' ile bağlı tutulamaz. Bu durumda mahkeme, sözleşmeyi yok sayarak, maddi gerçeği ortaya çıkarmak için tüm delilleri serbestçe değerlendirir.