TCK m. 269/3-b, 'Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı... indirilebilir' demektedir. Buradaki 'mahkumiyet' kavramı, hükmün ilk derece mahkemesi tarafından verilmesini mi, yoksa kesinleşmesini mi ifade eder? Mağdur hakkındaki mahkumiyet kararı Yargıtay'da iken, iftiracı pişman olursa, bu fıkra mı, yoksa m. 269/3-a ('hükümden önce') mı uygulanır?
Bu fıkradaki 'mahkumiyet' kavramı, hükmün 'kesinleşmesini' ifade eder. TCK m. 269'daki kademeli yapı, pişmanlığın adalete sağladığı faydaya göre düzenlenmiştir. - Hükümden Önce (m. 269/3-a): Bu aşama, ilk derece veya kanun yolu fark etmeksizin, yargılamanın devam ettiği ve henüz kesinleşmiş bir mahkumiyetin olmadığı tüm aşamaları kapsar. Bu evredeki bir dönme, mağdurun haksız yere mahkum olmasını 'önleyebilir'. Bu nedenle daha değerlidir. - Mahkumiyetten Sonra (m. 269/3-b): Bu aşama ise, mağdur hakkındaki mahkumiyet hükmünün tüm kanun yolları tüketilerek 'kesinleştiği' ve artık hukuken 'hükümlü' sıfatını aldığı andan itibaren başlar. Bu evredeki bir dönme, artık mahkumiyeti önleyemez; ancak CMK'daki 'yargılamanın yenilenmesi' gibi olağanüstü bir kanun yoluna başvurularak bu yanlışın düzeltilmesini sağlayabilir. Bu, daha zor ve uzun bir süreç olduğu için, bu aşamadaki pişmanlığa kanun koyucu daha az değer atfetmiş ve daha düşük bir indirim oranı öngörmüştür. Dolayısıyla, mağdur hakkındaki mahkumiyet kararı henüz Yargıtay'da iken, yani kesinleşmemişken, iftiracı pişman olursa, bu durum 'hükümden önce' (yani hüküm kesinleşmeden önce) gerçekleşmiş bir pişmanlıktır ve TCK m. 269/3-a hükmü uygulanmalıdır. TCK m. 269/3-b'nin uygulanması için, mağdur hakkındaki kararın kesinleşip infaz aşamasına gelinmiş olması gerekir.