Yargıtay 17. CD 2015/9843 K. sayılı kararında, sağır ve dilsiz olan sanığa asıl mahkemesinde zorunlu müdafi atanmamasının 'savunma hakkının kısıtlanması' olduğuna ve bozma nedeni sayılması gerektiğine karar verilmiştir. Bu durumu, CMK m. 150/2'deki '...sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.' hükmünün niteliği açısından değerlendiriniz. Bu kural, kamu düzenine ilişkin ve uyulması mutlak zorunlu bir kural mıdır? Sanığın 'ben kendimi savunabilirim, müdafi istemiyorum' demesi bu zorunluluğu ortadan kaldırır mı?
Evet, bu kural kamu düzenine ilişkindir ve uyulması mutlak zorunludur. Sanığın beyanı bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz. CMK m. 150/2, belirli bir grup şüpheli/sanık (çocuk, kendini savunamayacak derecede malul, sağır ve dilsiz) için 'iradilik' ilkesini tamamen dışlayarak, 'objektif' bir zorunluluk getirmiştir. Kanun koyucu, bu kişilerin, subjektif olarak kendilerini savunabileceklerini düşünseler bile, adil bir yargılama ve silahların eşitliği ilkesi gereği, fiilen etkin bir savunma yapamayacaklarını bir 'kanuni karine' olarak kabul etmiştir. Sağır ve dilsiz bir sanığın, duruşmadaki sözlü tartışmaları, tanıkların ses tonunu, çapraz sorgudaki anlık reaksiyonları bir tercüman aracılığıyla dahi tam olarak takip etmesi ve bunlara anında hukuki bir tepki vermesi son derece zordur. Bu durum, onun savunma hakkını özünde zayıflatır. Bu nedenle kanun, bu potansiyel zafiyeti gidermek için, sanığın istemi olup olmadığına, hatta istemediğini beyan edip etmediğine bakmaksızın, bir müdafiin varlığını 'kamu düzeni' gereği zorunlu kılmıştır. Bu kurala uyulmaması, Yargıtay'ın da kararında belirttiği gibi, savunma hakkının esaslı bir şekilde kısıtlanmasıdır ve CMK m. 289 uyarınca mutlak bir bozma nedenidir.