Taksirle yaralama suçunda, mağdurun 'duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması' (TCK m. 89/2-a) ile 'işlevinin yitirilmesi' (TCK m. 89/3-b) arasındaki ayrım, adli tıp raporları ile belirlenir. Bir adli tıp raporunda, mağdurun işitme duyusunda %60 oranında kalıcı bir kayıp olduğu belirtilmiştir. Bu durum, 'zayıflama' mı yoksa 'yitim' olarak mı kabul edilmelidir? Bu tür oransal kayıpların hukuki nitelendirilmesinde mahkemenin takdir yetkisi var mıdır, yoksa belirli bir oranın üzerindeki kayıplar otomatik olarak 'yitim' mi sayılır?
Bu durum, 'işlevin sürekli zayıflaması' (m. 89/2-a) olarak kabul edilmelidir. 'İşlevin yitirilmesi' kavramı, organın veya duyunun fonksiyonunu tamamen veya tama yakın derecede kaybetmesini, artık o fonksiyonu yerine getiremez hale gelmesini ifade eder. Mutlak bir sağırlık veya körlük gibi durumlar 'yitim'dir. İşlevde oransal bir azalma olması ise, fonksiyonun eskiye göre daha az ve daha kötü bir şekilde de olsa devam ettiğini gösterir ki bu da 'zayıflama' tanımına uyar. Adli tıpta, maluliyet oranlarını belirleyen cetveller olsa da, ceza hukuku açısından 'zayıflama' ile 'yitim' arasında bir yüzde sınırı kanunda belirtilmemiştir. Bu nedenle, mahkemenin bu nitelendirmede bir takdir yetkisi vardır. Ancak bu takdir, keyfi değil, adli tıp raporundaki bilimsel veriler ve hayatın olağan akışına dayalı olmalıdır. %60'lık bir işitme kaybı, ciddi bir zayıflama olmakla birlikte, kişinin işitme duyusunu tamamen ortadan kaldırmadığı için 'yitim' olarak nitelendirilemez. Eğer kayıp oranı %90-95 gibi, fonksiyonun fiilen kullanılamaz hale geldiği bir seviyede olsaydı, mahkeme bunu 'yitime yakın' veya 'fiili yitim' olarak yorumlayıp m. 89/3-b'yi uygulama yoluna gidebilirdi. Ancak %60'lık bir kayıp, açıkça zayıflama kapsamındadır.