AYM'nin Kadri Enis Berberoğlu (3) kararında, hak ihlali kararının uygulanmamasının 'hukukun üstünlüğü ilkesinin fiilen geçerli olmadığı' bir durumu yansıttığı belirtilmiştir. Bu tespit, Türkiye'nin bireysel başvuru sisteminin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) nezdinde 'etkili bir iç hukuk yolu' olarak kabul edilmeye devam edilip edilemeyeceği konusunda nasıl bir risk oluşturmaktadır? Bir iç hukuk yolunun 'etkili' sayılmasının teorik ve pratik koşullarını, AİHM içtihatları çerçevesinde açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337242

Bu tespit, Türkiye'nin bireysel başvuru sisteminin etkililiği konusunda ciddi bir risk oluşturmaktadır. AİHM'e göre, bir iç hukuk yolunun 'etkili' sayılabilmesi için hem 'teoride' hem de 'uygulamada' etkili olması gerekir. Teorik koşullar, hukuk yolunun yasalarda düzenlenmiş olması ve ihlalleri giderebilecek yetkiye sahip olmasıdır. Pratik koşullar ise, bu hukuk yolunun fiilen işler olması, erişilebilir olması ve ihlalleri gerçekten giderebilen, bağlayıcı kararlar üretebilmesidir. Bir yüksek mahkemenin (AYM gibi) verdiği hak ihlali kararlarının, alt derece mahkemeleri tarafından sistematik veya bariz bir şekilde uygulanmaması, o başvuru yolunun 'pratikte' etkili olmadığı anlamına gelir. Bu durumda, AİHM, AYM'ye bireysel başvuruyu artık 'tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu' olarak görmekten vazgeçebilir. Bunun sonucu, Türkiye'den yapılan başvuruların, AYM süreci beklenmeksizin, doğrudan AİHM tarafından incelenmeye başlanmasıdır. Bu, Türkiye için hem uluslararası itibar kaybı hem de AİHM'de aleyhine sonuçlanacak dava sayısında ve ödeyeceği tazminat miktarında artış anlamına gelir. AYM'nin Berberoğlu kararında bu riski açıkça dile getirmesi, hem iç hukuktaki aktörlere bir uyarı niteliği taşımakta hem de AİHM'e 'sistemin etkililiğini korumak için çaba gösteriyorum' mesajı vermektedir. Sistematik bir direniş, AYM'nin etkili bir yol olma statüsünü kaybetmesine neden olabilir.