CMK m. 149/1'e göre, sanığın kanuni temsilcisi de ona müdafi seçebilir. 19 yaşında, ancak mahkeme kararıyla kısıtlanmış ve kendisine vasi atanmış bir sanık düşünelim. Vasi, sanığa A avukatını müdafi olarak tayin etmiştir. Kısıtlı sanık ise mahkemede B avukatını müdafi olarak istediğini beyan etmiştir. Bu durumda vasinin iradesi mi, yoksa kısıtlı da olsa sanığın kendi beyanı mı esas alınmalıdır? Medeni Hukuktaki 'vesayet' kurumu ile Ceza Muhakemesindeki 'savunma hakkı'nın şahsiliği arasındaki ilişkiyi analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337240

Bu durumda da, 46. sorudaki mantığa benzer şekilde, sanığın iradesi esas alınmalıdır. Medeni hukuk anlamında kısıtlılık, kişinin mali ve hukuki işlemlerini kendi başına yapamaması ve bu konuda vasinin onayına veya temsiline ihtiyaç duyması anlamına gelir. Vesayet kurumunun amacı, kısıtlının menfaatlerini korumaktır. Ancak, ceza muhakemesinde yargılanan ve hürriyeti bağlayıcı bir ceza tehdidi altında olan kişi, doğrudan doğruya sanığın kendisidir. Savunma hakkı, mali bir işlemden farklı olarak, kişinin en temel şahsi haklarından biridir. Kısıtlı bir sanık, mali konularda ehliyetsiz olsa da, ceza yargılamasında kendi durumunu anlama, derdini anlatma ve en önemlisi kendisine savunma yapacak kişiye 'güven duyma' hakkına sahiptir. Vasinin seçtiği avukata güvenmemesi, onunla iletişim kuramaması, savunma hakkını fiilen işlevsiz bırakabilir. Sanığın, kendisine daha iyi yardım edeceğine inandığı başka bir avukatı istemesi, onun menfaatine daha uygun olabilir. Bu nedenle, mahkeme, vasinin iradesine değil, kısıtlı da olsa sanığın beyanına üstünlük tanımalıdır. Mahkeme, sanığın iradesinin ciddiyetini ve tutarlılığını değerlendirdikten sonra, vasinin atadığı müdafiin görevine son verip, sanığın istediği müdafi ile veya barodan atanacak bir müdafi ile yargılamaya devam etmelidir. Bu, savunma hakkının şahsiliği ve etkinliği ilkesinin bir gereğidir.