AYM'nin Kadri Enis Berberoğlu (3) kararında, ilk derece mahkemesinin AYM kararını 'yerindelik denetimi' olarak nitelemesi eleştirilmiştir. Yerindelik denetimi yasağı, temel olarak idari yargıda, idarenin takdir yetkisine giren işlemlerin hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı olarak incelenmesini ifade eder. Bu yasağın, ceza mahkemeleri veya anayasa mahkemesi gibi adli/anayasal yargı organları arasındaki bir ilişki için kullanılması, kavramsal olarak ne kadar doğrudur? İki farklı yargı kolu arasındaki bu kavram transferinin hukuki sakıncalarını tartışınız.
İlk derece mahkemesinin 'yerindelik denetimi' kavramını kullanması, kavramsal olarak hatalı ve hukuken sakıncalıdır. 'Yerindelik denetimi yasağı', kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olarak, 'yargı' organlarının, 'yürütme' organının (idarenin) yerine geçerek, idarenin takdir yetkisini kullanarak yaptığı bir işlemin daha iyi, daha doğru veya daha faydalı olup olmadığını denetleyememesidir. Yargı, idari işlemin sadece 'hukuka uygunluğunu' denetler. Bu kavram, idare hukuku alanına aittir ve yargı organlarının kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemez. AYM ile ilk derece mahkemesi arasındaki ilişki, iki farklı yargı organı arasındaki bir ilişkidir. Bu ilişkide 'yerindelik denetimi' kavramının yeri yoktur. AYM, bir kanun yolu mercii olarak ilk derece mahkemesinin kararını 'bozmaz' veya 'onamaz'; sadece o kararın temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğini, yani 'Anayasa'ya uygunluğunu' denetler. Bu bir 'anayasal yargı denetimi'dir. İlk derece mahkemesinin, AYM'nin bu anayasal denetimini 'yerindelik denetimi' olarak nitelemesi, kavramları birbirine karıştırmak ve kendi anayasaya aykırı tutumuna hukuki bir kılıf bulma çabasından ibarettir. Bu kavram transferinin sakıncası, anayasal yargının özünü ve işlevini anlaşılamaz hale getirmesi ve Anayasa'nın bağlayıcılığı ilkesini zayıflatmasıdır. Mahkemeler arasındaki ilişki, 'hukuka uygunluk denetimi' ve 'normlar hiyerarşisi' gibi kavramlarla açıklanmalıdır, 'yerindelik denetimi' ile değil.