Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2009/22692 K. sayılı kararında, uyarlama yargılaması sonrası verilen kararın, görevi hükmün kesinleşmesiyle sona eren zorunlu müdafilere tebliğ edildiği ve temyizin de bu müdafiler tarafından yapıldığı, ancak hükümlülerin bu temyize onay verdiğine dair bir belge bulunmadığı için temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Bu durumu, CMK m. 261'deki 'Avukat, müdafiliğini... üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.' hükmü açısından analiz ediniz. Görevi sona ermiş bir müdafiin yaptığı temyiz, sanığın 'açık arzusu' olmasa bile, lehine olduğu varsayımıyla geçerli kabul edilebilir mi?
Hayır, geçerli kabul edilemez. Yargıtay'ın kararı, müdafilik görevinin ve yetkisinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Kural olarak, zorunlu müdafiin görevi, hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Uyarlama yargılaması, kesinleşmiş hükümden sonra ortaya çıkan yeni bir hukuki durumdur ve yeni bir yargılama faaliyetidir. Bu nedenle, ilk yargılamadaki müdafiin görevi, bu yeni yargılamayı kendiliğinden kapsamaz. Görevi sona ermiş bir avukatın, hukuken artık temsil etmediği bir kişi adına kanun yoluna başvurması, 'yetkisiz temsil' niteliğindedir. CMK m. 261'deki hüküm, 'görevi devam eden' bir avukatın yetkisini düzenlemektedir. Sanığın, görevi sona ermiş müdafiin temyizine sonradan açıkça muvafakat etmesi (icazet vermesi), bu yetkisizliği giderebilir. Ancak böyle bir onay yoksa, müdafiin başvurusunun sanığın lehine olduğu varsayımıyla hareket edilemez. Çünkü sanık, davayı daha fazla uzatmak istemeyebilir, kararı kabul etmiş olabilir. Sanığın iradesi ve kanun yoluna başvurup başvurmama kararı esastır. Dolayısıyla, görevi sona ermiş bir müdafiin, sanığın açık onayı olmaksızın yaptığı temyiz başvurusu hukuken geçersizdir ve mahkemece reddedilmesi gerekir.