Bir sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmü, Tebligat Kanunu'na aykırı bir tebligat nedeniyle usulen kesinleşmiş ve infaza başlanmıştır. Sanık, cezaevine girdikten sonra bu durumu öğrenerek temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay CGK 2016/1421 K. sayılı kararında, sanığın cezaevine girmesinin 'öğrenme' sayılacağı, ancak cezaevinde kendisine gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğ edilmediği ve sadece müddetnamenin imzalatıldığı, bu müddetnameden de kararın ayrıntılarını anlamasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda, sanığın temyiz süresi ne zaman başlar? 'Öğrenme' ile 'usulüne uygun tebliğ' arasındaki farkın, kanun yollarına başvuru hakkı açısından önemini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337219

Kanun yollarına başvuru süreleri, kural olarak 'usulüne uygun tefhim veya tebliğ' ile başlar. Kişinin, aleyhine bir karar verildiğini herhangi bir şekilde duyması veya öğrenmesi (ıttıla), süreyi başlatmak için yeterli değildir. Çünkü kanun yollarına etkin bir şekilde başvurabilmek için, sadece kararın varlığını değil, aynı zamanda kararın 'gerekçelerini', yani mahkemenin hangi delillere dayanarak, hangi hukuki sebeplerle o sonuca vardığını bilmek gerekir. Bu da ancak gerekçeli kararın usulüne uygun tebliği ile mümkündür. CGK'nın ilgili kararında da bu ilke vurgulanmıştır. Sanığın cezaevine girmesi, hakkında bir mahkumiyet hükmü olduğunu 'öğrendiği' anlamına gelir. Ancak bu öğrenme, temyiz süresini başlatmaz. Kendisine sadece ceza miktarını ve süresini gösteren bir 'müddetname'nin tebliği de, gerekçeleri içermediği için usulüne uygun bir tebliğ değildir ve yanıltıcıdır. Bu durumda, sanığın temyiz süresi henüz başlamamıştır. Sanığın cezaevinden verdiği temyiz dilekçesi, 'süre tutum' dilekçesi gibi kabul edilmeli veya öğrenme üzerine yapılmış süresinde bir başvuru olarak değerlendirilmelidir. Mahkemenin yapması gereken, ya bu dilekçeyi kabul edip dosyayı temyize göndermek ya da derhal gerekçeli kararı sanığa usulüne uygun bir şekilde cezaevinde tebliğ ederek temyiz süresinin o andan itibaren başlamasını sağlamaktır. Bu ayrım, hak arama özgürlüğünün şekli değil, maddi olarak korunması için hayati önemdedir.