Bir sözleşmede, taraflardan birinin ticari defter ve kayıtlarının 'kesin ve münhasır delil' sayılacağı kararlaştırılmıştır. Yargıtay 23. HD'nin 2016/9772 K. sayılı kararında, bu tür tek yönlü delil sözleşmelerinin 'objektif iyiniyet ve hakkaniyet kurallarına aykırı' olduğu ve HMK m. 193/2 uyarınca geçersiz olduğu belirtilmiştir. Bu 'geçersizlik' yaptırımı, sözleşmenin o hükmünü tamamen mi ortadan kaldırır, yoksa o delilin niteliğini 'kesin delil'den 'takdiri delil'e mi dönüştürür?
Bu 'geçersizlik' yaptırımı, delil sözleşmesinin o hükmünü, yani delilin 'kesin ve münhasır' niteliğini ortadan kaldırır. Ancak bu, o delilin (ticari defterlerin) hiç dikkate alınmayacağı anlamına gelmez. Mahkeme, sözleşmenin 'delilin kesin ve münhasır olacağı' yönündeki kısmını geçersiz sayar. Bunun sonucunda, o delil, delil sözleşmesi olmasaydı sahip olacağı hukuki niteliğe geri döner. HMK m. 222 uyarınca, ticari defterler, kanunda belirtilen şartları taşıması halinde, sahibi lehine 'kesin delil' değil, 'takdiri delil' olarak kabul edilir (karşı tarafın defterleriyle uyumlu olması veya karşı tarafın itiraz etmemesi gibi istisnalar hariç). Dolayısıyla, geçersizlik yaptırımının sonucu şudur: Taraflardan birinin ticari defterleri artık tek ve kesin delil değildir. Mahkeme, bu defterleri bir 'takdiri delil' olarak değerlendirir. Aynı zamanda, delil sözleşmesinin 'münhasır' niteliği de ortadan kalktığı için, mahkeme diğer tarafın sunduğu veya sunacağı tüm karşı delilleri (tanık, fatura, banka kaydı, bilirkişi incelemesi vb.) de kabul etmek ve tüm delilleri birlikte serbestçe değerlendirerek bir sonuca varmak zorundadır. Özetle, geçersizlik, delili tamamen ortadan kaldırmaz, sadece onun sözleşmeyle verilen 'kesin ve münhasır' statüsünü kaldırarak, kanundaki asli niteliği olan 'takdiri delil' statüsüne indirger.