Bir sözleşmede 'Bu sözleşmeden doğacak uyuşmazlıklarda sadece tanık deliline dayanılacaktır. Taraflar başka bir delil ileri süremez.' şeklinde bir hüküm bulunmaktadır. Bu delil sözleşmesinin HMK m. 193/2 ('ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren') karşısındaki geçerliliğini, özellikle yazılı delillerin (fatura, ticari defter, banka kaydı) ispat gücü ile tanık delilinin takdiri niteliğini karşılaştırarak analiz ediniz.
Bu delil sözleşmesi, HMK m. 193/2 uyarınca geçersizdir. Çünkü taraflardan birinin veya her ikisinin 'ispat hakkının kullanımını fevkalade güçleştiren', hatta duruma göre 'imkansız kılan' bir nitelik taşımaktadır. Bunun nedenleri şunlardır: 1) Kesin Delillerin Yasaklanması: Bu sözleşme, HMK'da 'kesin delil' olarak kabul edilen senet, ticari defterler, banka kayıtları gibi en güvenilir ispat araçlarının kullanılmasını yasaklamaktadır. Bu, özellikle ticari uyuşmazlıklarda, tarafların haklarını ispatlamalarını neredeyse imkansız hale getirir. 2) İspat Gücündeki Dengesizlik: Sözleşme, ispat gücü yüksek ve objektif olan yazılı delillerin yerine, doğruluğu ve güvenirliği daha sübjektif ve takdire bağlı olan 'tanık' delilini ikame etmektedir. Bir alacağın varlığını veya bir borcun ödendiğini gösteren bir makbuzu veya banka dekontunu sunamamak, bunun yerine sadece tanık anlatımlarına dayanmak zorunda kalmak, ispat hakkını ciddi şekilde zayıflatır. 3) Kötüye Kullanıma Açıklık: Tanıklar unutabilir, yanılabilir, etki altında kalabilir veya yalan söyleyebilir. İspatı sadece tanık anlatımına bağlamak, yargılamayı belirsizliğe ve potansiyel olarak gerçeğe aykırı sonuçlara açık hale getirir. Bu hüküm, ispat hakkının özünü zedelemektedir. Mahkeme, bu delil sözleşmesini HMK m. 193/2 gereği geçersiz saymalı ve tarafların kanunun izin verdiği her türlü delili (yazılı belge, yemin, bilirkişi vb.) sunmalarına izin vermelidir.