TCK m. 269/4, iftiranın konusunu oluşturan fiilin 'münhasıran idari yaptırım' gerektirmesi haline özgü bir etkin pişmanlık düzenlemesi getirmiştir. Bir kişi, komşusunun Kabahatler Kanunu'na göre 'gürültü yapma' kabahatini işlediği yönünde polise gerçeğe aykırı bir ihbarda bulunmuştur. Polis, idari yaptırım kararı (para cezası) uygulamadan önce, ihbarcı pişman olup gerçeği açıklamıştır. Bu durumda TCK m. 269/4-a uyarınca cezasının yarısı mı indirilir, yoksa fiil adli bir soruşturma gerektirmediği için TCK m. 269/1 ('adli veya idari soruşturma başlamadan önce') mi uygulanır ve cezası beşte dört mü indirilir? İki fıkra arasındaki öncelik ilişkisini tartışınız.
Bu durumda, özel hüküm olan TCK m. 269/4-a'nın uygulanması gerekir. TCK m. 269, genelden özele doğru bir yapıya sahiptir. Fıkra 1, genel olarak 'adli veya idari soruşturma' başlamadan önceki dönmeyi düzenler. Fıkra 4 ise, bu genel durum içindeki çok daha özel bir hali, yani iftiranın konusunun 'sadece ve sadece (münhasıran) idari yaptırım' gerektiren bir fiil olduğu durumu düzenlemiştir. Ceza hukukundaki 'özel normun önceliği' (lex specialis) ilkesi gereğince, bir olaya hem genel hem de özel bir normun uygulanması mümkünse, özel norm uygulanır. Gürültü yapma kabahati, hakkında adli bir soruşturma değil, sadece idari bir işlem ve yaptırım uygulanan bir fiildir. Dolayısıyla olay, TCK m. 269/4'ün özel düzenleme alanına girmektedir. Fail, bu idari yaptırıma (para cezası) karar verilmeden önce pişman olduğu için, özel olarak bu durumu düzenleyen m. 269/4-a hükmü uygulanmalı ve cezası (takdiren) yarısı oranında indirilmelidir. Daha genel olan ve hem adli hem idari soruşturmaları kapsayan m. 269/1'in uygulanması, kanun koyucunun özel düzenleme yapma iradesine aykırı olur.