YARGITAY 22. CEZA DAİRESİ 2015/15475 K. sayılı kararında, sanığın doktor raporu alınması sırasında gerçek ismini kendiliğinden beyan etmesi üzerine, TCK m. 269'daki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, etkin pişmanlıkta 'gönüllülük' unsurunun, failin tamamen kendiliğinden ve hiçbir dış etken olmadan hareket etmesi şeklinde katı bir şekilde yorumlanmaması gerektiğini mi göstermektedir? Doktor raporu alınması gibi rutin bir adli işlemin yarattığı 'yakalanma baskısı', gönüllülüğü ortadan kaldırır mı?
Yargıtay'ın bu kararı, etkin pişmanlıktaki 'gönüllülük' unsurunun, mutlak bir içsel aydınlanma olarak değil, daha esnek ve somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Etkin pişmanlıktan yararlanmayı engelleyen durum, gerçeğin, failin iradesi dışında, başka bir 'kesin delil' (parmak izi, DNA, tanığın teşhisi vb.) ile zaten ortaya çıkmış veya çıkmak üzere olmasıdır. Doktor raporu alınması gibi rutin bir adli işlem, kendi başına gerçeği ortaya çıkaran bir delil değildir. Bu işlem, fail üzerinde psikolojik bir baskı yaratarak onu gerçeği söylemeye itebilir. Ancak bu baskı, tek başına 'gönüllülüğü' ortadan kaldırmaz. Önemli olan, failin, kimliğinin kesin olarak tespit edileceği bir delil (örn. parmak izi karşılaştırma sonucu) henüz dosyaya girmeden önce, kendi beyanıyla gerçeği açıklamasıdır. Bu durumda, failin beyanı hala adaletin tecellisine ve soruşturmanın doğru yürümesine bir katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla, Yargıtay, mahkemenin bu durumu tartışması, yani sanığın beyanının zamanlamasını, henüz kimliğinin başka bir yolla kesin olarak tespit edilip edilmediğini araştırması ve buna göre etkin pişmanlık hükümlerini uygulama ihtimalini değerlendirmesi gerektiğini belirterek doğru bir yaklaşım sergilemiştir. Rutin işlemlerin yarattığı baskı, gönüllülüğü tek başına ortadan kaldırmaz.