AYM, Kadri Enis Berberoğlu (3) kararında, TBMM ve HSK'ya 'anayasal düzeni koruma' sorumluluklarını hatırlatmıştır. Bu çağrı, bu kurumlar için hukuken 'bağlayıcı' bir emir midir, yoksa siyasi bir 'tavsiye' niteliğinde midir? Eğer HSK, AYM kararını uygulamayan hakim hakkında hiçbir işlem yapmazsa, bu durumun HSK üyeleri açısından bir hukuki veya siyasi sorumluluğu doğar mı?
AYM'nin bu çağrısı, hukuki ve siyasi nitelikleri bir arada barındıran karma bir yapıya sahiptir. - Hukuki Açıdan: AYM'nin, TBMM veya HSK'ya doğrudan 'şu işlemi yap' şeklinde bir emir verme yetkisi yoktur. Bu anlamda çağrı, hukuken icra edilebilir bir 'emir' değildir. Ancak, Anayasa m. 153/6'daki 'AYM kararları yasama... organlarını... bağlar' hükmü, bu kurumların AYM'nin tespit ettiği anayasal ihlal durumuna kayıtsız kalamayacakları şeklinde bir 'hukuki yükümlülük' altına sokar. Yani, HSK, Anayasa'ya uymayan bir hakim hakkında işlem yapma görevini (2802 s. Kanun, Anayasa m. 159) görmezden gelemez. Bu bir takdir yetkisi değil, görevdir. - Siyasi Açıdan: Çağrı, güçlü bir 'siyasi tavsiye' ve 'kamuoyuna duyuru' niteliğindedir. AYM, anayasal bir krizin varlığını tescil ederek, bu krizin çözümünde rol alması gereken siyasi ve idari aktörleri işaret etmektedir. Eğer HSK, bu çağrıya rağmen hiçbir işlem yapmazsa, bu durum HSK üyeleri için doğrudan bir 'cezai sorumluluk' doğurmayabilir. Ancak, Anayasa'dan kaynaklanan görevlerini (hakimlerin Anayasa'ya sadakatini denetleme) yerine getirmeme nedeniyle 'idari' ve 'siyasi' sorumlulukları gündeme gelebilir. Bu durum, HSK'nın meşruiyetini ve yargı sisteminin güvenilirliğini zedeler. TBMM açısından ise bu, bir siyasi denetim konusu haline gelebilir. Özetle, çağrı doğrudan bir emir olmasa da, anayasal bir görevi hatırlatan ve yerine getirilmemesi halinde siyasi ve idari sonuçları olabilecek bağlayıcı bir tespittir.