HMK m. 193 uyarınca yapılmış geçerli bir delil sözleşmesi, hem tarafları hem de mahkemeyi bağlar. Taraflar, bir uyuşmazlığın sadece 'yemin' delili ile ispat edileceğini kararlaştırmışlardır. Yargılama sırasında davacı, yeminden başka delil ileri sürmemiş, davalıya yemin teklif etmiş, ancak davalı yemini eda etmekten kaçınmıştır (HMK m. 229). Bu durumda mahkeme, delil sözleşmesi gereği başka delil inceleyemeyeceğine göre, nasıl bir karar vermelidir? Yemin delilinin sonuçları ile delil sözleşmesinin bağlayıcılığı nasıl birleşir?
Bu durumda mahkeme, davacının iddiasını ispatlanmış kabul ederek davayı davacı lehine sonuçlandırmalıdır. Süreç şu şekilde işler: 1) Taraflar arasındaki delil sözleşmesi, ispat aracını 'yemin' delili ile sınırlandırmıştır. Bu sözleşme geçerli olduğu için, mahkeme başka bir delil (tanık, bilirkişi vb.) inceleyemez. 2) Davacı, bu delil sözleşmesine uygun olarak, ispat yükü kendisinde olan vakıayı ispat için davalıya yemin teklif etmiştir. 3) HMK m. 229'a göre, yemin teklif edilen taraf, yemini eda etmekten kaçınırsa, 'yemin konusu vakıayı ikrar etmiş sayılır'. 'İkrar', HMK m. 188'e göre kesin bir delildir ve hakimi bağlar. Dolayısıyla, davalının yeminden kaçınmasıyla, davacının ispat etmek istediği vakıa, kanun gereği 'kesin delil' niteliğindeki ikrar ile ispatlanmış olur. Mahkeme, bu noktada başka bir delil araştırmasına gerek duymadan, delil sözleşmesi ve yemin delilinin sonuçlarını birleştirerek, davacının davasını kabul etmek zorundadır. Bu örnek, delil sözleşmesinin ispat sürecini nasıl daraltabileceğini ve diğer delillerin sonuçlarıyla nasıl entegre olduğunu göstermesi açısından önemlidir.